<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-1"?>

<!DOCTYPE rss PUBLIC "-//Netscape Communications//DTD RSS 0.91//EN"
 "http://my.netscape.com/publish/formats/rss-0.91.dtd">

<rss version="0.91">

<channel>
<title>Sitemize Hos Geldiniz.Insallah beyenirsiniz</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe</link>
<description>PHP-Nuke Powered Site</description>
<language>en-us</language>

<item>
<title></title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=30</link>
<description><table><tr><td>Lugano ve Fabiano</td></tr></table><br>Asba</description>
</item>

<item>
<title>N&uuml;kleer Enerji</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=27</link>
<description><div align="justify"><font>Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir n&ouml;tronun &ccedil;arpması ile daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k atomlara b&ouml;l&uuml;nmesi (fisyon - par&ccedil;alanma - b&ouml;l&uuml;nme - bozunma) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (f&uuml;zyon - birleşme - biraraya gelme) sonucu &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir miktarda eneji a&ccedil;ığa &ccedil;ıkar. Bu enerjiye n&uuml;kleer enerji denir. N&uuml;kleer reakt&ouml;rlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe &ccedil;evrilir. G&uuml;neşteki reaksiyonlar ise f&uuml;zyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden &ccedil;ok daha fazladır (birka&ccedil; milyon derece santigrad). Bu y&uuml;zden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir f&uuml;zyon reakt&ouml;r&uuml; hen&uuml;z kurulamamıştır.</font></div><div align="left"><div align="left"><div align="left"><font><strong><font color="#006699">Atom </font><font></font></strong></font></div><br><div align="justify"><font>Bir elementin kimyasal &ouml;zelliklerini taşıyan en k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;asına <strong><font color="#006699">atom</font></strong> denir. Evrende bilinen b&uuml;t&uuml;n maddeler (kozmik madde, y&uuml;ksek enerjili madde ve anti madde hari&ccedil;), pozitif y&uuml;kl&uuml; bir &ccedil;ekirdek ve etrafında d&ouml;nen negatif y&uuml;kl&uuml; <strong><font color="#006699">elektron</font></strong>lardan oluşan yaklaşık 100 farklı atomdan meydana gelmektedirler. Atomun &ccedil;ekirdeği ise n&uuml;kleon olarak adlandırılan ve elektronlara g&ouml;re yaklaşık 2000 kat daha ağır olan, artı y&uuml;kl&uuml; <strong><font color="#006699">proton</font></strong> ve y&uuml;ks&uuml;z <strong><font color="#006699">n&ouml;tron</font></strong>lardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu &uuml;&ccedil; par&ccedil;acık, etrafımızdaki sonsuz &ccedil;eşitlilikteki maddenin temel yapı taşlarıdır. Şu andaki bilgilerimiza g&ouml;re elektronlar, kendilerini oluşturan alt par&ccedil;acıklar olmadığından temel par&ccedil;acık olarak kabul edilirler. N&uuml;kleonlar ise, elektronun &quot;-1&quot; y&uuml;kl&uuml; olduğu varsayıldığında, &quot;+2/3&quot; veya &quot;-1/3&quot; elektrik y&uuml;k&uuml;nde olan <strong><font color="#006699">quark</font></strong> adı verilen &uuml;&ccedil; alt par&ccedil;acıkdan oluşmuşlardır. </font></div><br></div><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><img height="153" src="resimler/atom.gif" width="150" align="left" border="0"><font color="#006699">Molek&uuml;l:</font></strong> Doğada atomlar genellikle daha kararlı enerji seviyelerinde bulunmak amacıyla y&ouml;r&uuml;ngelerinde bulunan elektronları başka atomlarla paylaşırlar. Atomların bir araya gelmesi ile molek&uuml;ller oluşur. Bir elementte aynı cins atomlar tek olarak veya molek&uuml;ller halinde biraradadır. </font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><font color="#006699">Kimyasal Tepkime:</font></strong> İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, molek&uuml;llerdeki atomların aralarında yeniden d&uuml;zenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir &ouml;zelliği, ilgili atomların &ccedil;ekirdeklerinde bulunan par&ccedil;acık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir. </font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><font color="#006699">&Ccedil;ekirdek Tepkimesi:</font></strong> Kimyasal reaksiyonların aksine atomların &ccedil;ekirdeklerinde bulunan par&ccedil;acıkların kendi aralarında veya dışarıdan gelen bir etki sonucunda değişimleri sonucunda &ccedil;ekirdek tepkimeleri oluşur. &Ccedil;ekirdek tepkimesi sonucunda eğer proton sayısı değişiyor ise farklı bir elemente ait bir atom oluşmuş olur. </font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><font color="#006699">Fisyon (&Ccedil;ekirdek Par&ccedil;alanması):</font></strong></font></div><br><table><tr><td><font><strong><font color="#006699"></font></strong></font></td><td><div align="right"><font><img height="132" alt="Fisyon Olayı" src="resimler/fisyon.gif" width="282" align="right" border="0"></font></div></td></tr></table><div class="yazılar" align="justify"><font>Fisyon bir n&ouml;tronun, uranyum gibi ağır bir element atomunun &ccedil;ekirdeğine &ccedil;arparak yutulması, bunun sonucunda bu atomun kararsız hale gelerek daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k iki veya daha fazla farklı &ccedil;ekirdeğe b&ouml;l&uuml;nmesi reaksiyonudur. Dolayısıyla Fisyon, bir &ccedil;ekirdek tepkimesidir. Par&ccedil;alanma sonucunda ortaya &ccedil;ıkan atomlara fisyon &uuml;r&uuml;nleri denir. Bunların bazıları radyoaktiftir. Bir n&ouml;tron yutulması ile başlayan fisyon tepkimesi sonucunda, b&uuml;y&uuml;k miktarda enerji ile birlikte, birden fazla n&ouml;tron ortaya &ccedil;ıkar. &Ccedil;ekirdek tepkimeleri sonucunda a&ccedil;ığa &ccedil;ıkan enerji, kimyasal tepkimelere g&ouml;re yaklaşık bir milyon kat d&uuml;zeyinde daha fazladır. </font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><font color="#006699">Zincirleme Reaksiyon:</font></strong> Fisyon sonucunda ortaya &ccedil;ıkan n&ouml;tronların, ortamda bulunan diğer fisyon yapabilen atom &ccedil;ekirdekleri tarafından yutularak, onları da aynı reaksiyona sokması ve bunun ardışık olarak tekrarlanmasıdır. Kontrolsuz bir zincirleme reaksiyon, anlık bir s&uuml;re i&ccedil;inde &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir enerjinin ortaya &ccedil;ıkmasına neden olur. Atom bombasının patlaması bu şekildedir. N&uuml;kleer santrallarda ise zincirleme reaksiyon kontrollu bir şekilde yapılır. Bu kontrolun kaybedilerek n&uuml;kleer yakıtın bir bomba haline d&ouml;n&uuml;şmesi fiziksel olarak olanaksızdır.</font></div><br><table><tr><td><a href="resimler/effct01a.mov"><img height="130" alt="Üzerine tıklayınız." src="resimler/abomb1.gif" width="151" border="0"></a></td><td>&nbsp;</td><td><a href="resimler/effct02a.mov"><img height="130" alt="Üzerine tıklayınız." src="resimler/abomb2.gif" width="149" border="0"></a></td><td>&nbsp;</td><td><a href="resimler/effct03a.mov"><img height="130" alt="Üzerine tıklayınız." src="resimler/abomb3.gif" width="147" border="0"></a></td></tr><tr><td><div align="center"><strong><font color="#006699">Atom Bombasının Yıkıcı Etkileri</font><font> </font></strong><font>(<a href="http://www.apple.com/quicktime/download">Quicktime Player'i indir</a>)</font></div></td></tr></table><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><font color="#006699"><img height="140" src="resimler/gunes.gif" width="140" align="right" border="0">F&uuml;zyon (&Ccedil;ekirdek Birleşmesi): </font></strong>Hafif radyoaktif atom &ccedil;ekirdeklerinin birleşerek daha ağır atom &ccedil;ekirdeklerini meydana getirmesi olayıdır. F&uuml;zyon tepkimesinde ortaya &ccedil;ıkan sıcaklık &ccedil;ok daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. G&uuml;neşteki tepkimeler bu gruba girer. (<a href="fuzyon.html">Daha geniş bilgi i&ccedil;in: &gt;&gt;</a>)</font></div><br>&nbsp;&nbsp;<div class="yazılar" align="justify"><font></div><br><table><tr><td><font><img height="270" src="resimler/chain.gif" width="400" border="0"></font></td><td><div align="center"><a href="resimler/chnreact.mov"><img height="130" alt="Üzerine tıklayınız." src="resimler/chainreaction.gif" width="161" border="0"></a></div></td></tr><tr><td><div align="center"><font color="#006699"><strong><table><tr><td><blockquote><div><font color="#006699"><strong><a name="3"></a>İLK N&Uuml;KLEER TEPKİMEYi KİM BULDU?</strong></font></div><br><div align="left"><div class="yazılar" align="justify"><font><strong><img height="181" src="resimler/einstein.jpg" width="137" align="left" border="0"></strong>Einstein, 1905 yılında E=mc2 form&uuml;l&uuml; ile fisyon sonucu a&ccedil;ığa &ccedil;ıkabilecek enerji konusunda &ouml;ng&ouml;r&uuml;de bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu &ouml;ng&ouml;r&uuml; deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. D&uuml;nyadaki insan yapısı ilk n&uuml;kleer reakt&ouml;r 1942 yılında Enrico Fermi&rsquo;nin y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri' nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu. </font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font>Ancak, d&uuml;nyadaki ilk n&uuml;kleer reakt&ouml;r&uuml;n ortaya &ccedil;ıkışı milyonlarca yıl &ouml;ncesine dayanmaktadır. Afrika'da <a href="http://www.ans.org/pi/np/oklo/">Oklo</a>, Gabon&rsquo;daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden i&ccedil;inde bulunması nedeniyle doğal bir n&uuml;kleer reakt&ouml;r oluştuğu ve binlerce yıl ısı &uuml;rettiği son yıllarda ortaya &ccedil;ıkarılmıştır. </font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font>Her iki reakt&ouml;r de fisyonu kullanarak ısı &uuml;retmiş fakat hi&ccedil;biri elektrik &uuml;retmemiştir.</font></div><br><div class="yazılar" align="justify"><font>Elektrik &uuml;reten ilk ticari n&uuml;kleer g&uuml;&ccedil; santralı Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve 1957'de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak &uuml;retilen ilk elektrik ise, Aralık 1951'de Arco, Idaho&rsquo;daki Deneysel &Uuml;retken Reakt&ouml;r&uuml;nde elde edilmiştir.</font></div><br></blockquote></td></tr></table></strong></font></div><blockquote><div><font color="#006699"><strong>N&Uuml;KLEER ENERJİNİN D&Uuml;NYADAKİ DURUMU NEDİR?</strong></font></div><br><div align="left"><div align="left"><font>İşletmede olan santralların sayısı: 442 adet <br>İşletmede olan santralların net g&uuml;c&uuml;: 356.746 MW(e)<br>&Uuml;retilen enerji: 2544 TWsaat<br>N&uuml;kleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16<br>İnşa halindeki santralların sayısı: 35 adet<br>İnşa halindeki santralların net g&uuml;c&uuml;: 27.743 MW(e),<br>İşletme deneyimi:10586 reakt&ouml;r-yıl<br>(Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eyl&uuml;l 2002)</font></div></div><div><font color="#006699"><strong>Bazı &Uuml;lkelerin Elektrik &Uuml;retiminde N&uuml;kleer Enerjinin Payı:</strong></font></div><br><font>Fransa: %77, Bel&ccedil;ika: %58, Slovak *****huriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsve&ccedil;: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsvi&ccedil;re: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, &Ccedil;ek *****huriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, G&uuml;ney Afrika *****huriyeti: %7, Hindistan: %4.</font><font> <div><font color="#006699"><strong>D&Uuml;NYA N&Uuml;KLEER ENERJİDEN VAZGE&Ccedil;İYOR MU?</strong></font></div><br><div align="justify"><div><font color="#000000">&Uuml;lkeler, enerji politikalarını belirlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, n&uuml;fus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında &ccedil;eşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her &uuml;lkenin kendine &ouml;zg&uuml; bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu &ccedil;er&ccedil;eveden bakıldığında, d&uuml;nyada n&uuml;kleer enerjiden vazge&ccedil;ildiğini s&ouml;ylemek son derece yanıltıcı olur.</font> </div><br><div><font color="#000000">Aralık 2000 - Eyl&uuml;l 2002 tarihleri arasında d&uuml;nyada kurulu bulunan n&uuml;kleer santral sayısı 438'den 442'ye &ccedil;ıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW'dan 357.000 MW'a &ccedil;ıkmıştır. </font></div><br></div><div><font color="#000000">Bu d&ouml;nemde işletmeye giren santrallar: </font></div><br><ul><li><font color="#000000">&Ccedil;in'de 2 &uuml;nite </font></li><li><font color="#000000">Japonya'da 1 &uuml;nite </font></li><li><font color="#000000">G. Kore *****huriyeti 2 &uuml;nite</font> </li><li><font color="#000000">Rusya Federasyonu 1 &uuml;nite</font> </li><li><font color="#000000">Aynı d&ouml;nemde İngiltere'de 2 &uuml;nite devre dışı bırakılmıştır.</font> </li></ul><div><font color="#000000">D&uuml;nyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:</font></div><br><div align="justify"><font>Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1), &Ccedil;in (6), &Ccedil;ek *****huriyeti (1), Hindistan (8), İran (2), Japonya (3),&nbsp;K. Kore (1), G. Kore (2), Romanya (1), Rusya Federasyonu (2), Slovak *****huriyeti (2), Ukrayna (4), Tayvan (2). Ayrıca, Finlandiya da yeni bir n&uuml;kleer santralı kurma kararı almıştır.&nbsp;</font> </div><ul><li><font color="#000000">Mayıs 2001'de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, &ouml;zellikle kaynak &ccedil;eşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, k&ouml;m&uuml;r ve petrol) y&ouml;nelmenin yanında n&uuml;kleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni n&uuml;kleer santralları devreye almayı planlamaktadır.</font> </li><li><font color="#000000">G. Afrika *****huriyeti'nde 10 adet herbiri 120 MWe g&uuml;c&uuml;nde &ccedil;akıl yataklı mod&uuml;ler reakt&ouml;rden oluşan proje devam etmektedir</font> </li><li><font color="#000000">&Ccedil;in'de 2010 yılına kadar 10.000 MW'lik bir n&uuml;kleer program planlanmaktadır <table><tr><td><div align="center"><div align="center"><strong><strong><font color="#006699">N&Uuml;KLEER SANTRALLARLA İLGİLİ G&Ouml;R&Uuml;ŞLER </font><font color="#006699"></font></strong><font color="#006699"></font></strong></div><br><div align="justify"><font color="#000000">Bu sayfada n&uuml;kleer santrallarla ilgili olumlu veya olumsuz g&ouml;r&uuml;şler sunulmaktadır. L&uuml;tfen, burada yayınlanmasını istediğiniz g&ouml;r&uuml;şlerinizi, varsa yararlandığınız kaynakları belirterek<a href="mailto:webposta@taek.gov.tr"> webposta@taek.gov.tr</a> adresine g&ouml;nderiniz. Katkılarınızla, bu g&ouml;r&uuml;şlerin bir arada sunulması ve farklı g&ouml;r&uuml;şler arasında bir k&ouml;pr&uuml; oluşması hedeflenmektedir.</font></div><br></div><div align="center"><table><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font><font color="#ffffff"><strong>Olumsuz</strong></font></font></div><br></td><td><div class="MsoNormal" align="center"><font><font color="#ffffff"><strong>Olumlu</strong></font></font></div><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>Doğal Gaz / N&uuml;kleer</strong></font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>&Uuml;lkemizde enerji konjekt&uuml;r&uuml; değişmiştir, 20 yıl &ouml;nce hayal bile edilemeyen doğal gaz kullanılmaktadır. </font></div><br></td><td><div align="justify"><font>Elektrik &uuml;retiminin s&uuml;rekliliği y&ouml;n&uuml;nden, n&uuml;kleer santrallar, termik ve hidrolik santrallara g&ouml;re daha g&uuml;venli ve emre amadedir.</font></div><br><div align="justify"><font>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde elektrik enerjisi &uuml;retimi i&ccedil;in artan bir hızda kullanılmaya başlayan gaz santrallarının da toplam enerji &uuml;retimindeki y&uuml;zdesinin belli bir oranı ge&ccedil;mesi stratejik olarak &uuml;lke &ccedil;ıkarlarıyla bağdaşmayacaktır.<br><br>Hali hazırda, T&uuml;rkiye&rsquo;nin olası bir gaz kesinti riskini varsayarak, gaz kullanarak elde edilen enerjinin genel enerji &uuml;retimi oranına getirdiği bir kısıntı yoktur. ( Gaz depolama kapasitesi ise 1996 yılında 8 g&uuml;nl&uuml;k t&uuml;ketim idi).</font></div><br><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>Enerji Talebi, Yenilenebilir enerji</strong></font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>Enerji talep tahminlerinin sağlıklı yapılmamasından dolayı var olacak a&ccedil;ık abartılmıştır. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>Hidrolik ve termik yerli potansiyelimiz var olanın &ccedil;ok altında hesaplanmıştır, 1970'li yılların sonlarında termik kapasite en &ccedil;ok 50 GWs, hidrolik kapasite en&ccedil;ok 75 GWs, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ise termik 120 GWs, hidrolik kapasite ise 125 GWs olarak tahmin edilmektedir, hidrolik potansiyelimizin daha y&uuml;zde 70&rsquo;inin bakir durumda olmasından dolayı n&uuml;kleer enerji teknik bir zorunluluk olamaz ve acele edilmemelidir,</font></div><br></td><td><div align="justify"><font>2000 yılından sonra tahmin edilen talebin karşılanabilmesi i&ccedil;in ilave g&uuml;&ccedil; santrallarına ihtiya&ccedil; bulunmaktadır, yerli hidrolik ve termik kaynaklar yetersiz olduğu i&ccedil;in, ithal kaynaklı se&ccedil;enekler i&ccedil;inde n&uuml;kleerin de olması gereklidir. </font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>R&uuml;zgar, g&uuml;neş ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklar, d&uuml;nya enerji &uuml;retiminde azımsanamayacak katkılar sağlamaktadırlar. </font></div><br></td><td><div align="justify"><font>R&uuml;zgar, g&uuml;neş veya jeotermal enerji kullanımının y&ouml;resel katkılarının dışında genel enerji a&ccedil;ığını karşılamaktan uzaktır. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>D&uuml;nya elektrik enerjisi &uuml;retiminin %80'inin yenilenemeyen kaynaklardan, %19'u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta, r&uuml;zgar, g&uuml;neş, jeotermal, biok&uuml;tle gibi yenilenebilir kaynakların payı ise %1&rsquo;in altında kalmaktadır. (Ref: N&uuml;kleer M&uuml;hendisler Derneği).</font></div><br><div class="yazlar" align="justify"><font>N&uuml;kleer santrallarda kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında avantajları bulunmaktadır, 1000 MWe &uuml;reten bir n&uuml;kleer santral her yıl yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt t&uuml;ketir.</font></div><br><div class="yazlar" align="justify"><font>Toryum madeninin n&uuml;kleer santrallarda yerli rezerv olarak kullanıldığında, &uuml;lke enerji gereksiniminin karşılanmasında &ccedil;ok ciddi bir alternatif olabileceği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir. </font></div><br><div class="yazlar" align="justify"><font>T&uuml;rkiye'nin toryum rezervlerinin &ccedil;ıkarılmasının toryum ten&ouml;r&uuml;n&uuml;n d&uuml;ş&uuml;k olmasına rağmen nadir toprak elementlerinin değerlendirilmesi ile birlikte d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde fizibil olabilecektir.</font></div><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>Verimlilik, enerji kayıpları</strong></font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>Enerji a&ccedil;ığının karşılanmasında acil olarak yeni kaynaklar yaratmak yerine var olan kapasiteyi daha verimli kullanmak i&ccedil;in dağıtım şebekesinin rehabilite edilmesi gerekmektedir, Şebeke kayıpları %18 civarındadır, 2010 yılında d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len 2000 MWe n&uuml;kleer kapasitenin, &uuml;retilecek toplam enerjinin %5'ini ge&ccedil;emeyeceği hesaplanmıştır, bu %5 ile uğraşmak yerine %18 değerinin azaltılması gerekir.</font></div><br></td><td><div align="justify"><font>Kayıplar, iletim ve dağıtım olarak iki t&uuml;rl&uuml;d&uuml;r. İletim kayıpları uluslararası standartlarda olduğu halde faturalanmamış kayıplar dağıtımda &ouml;nemli bir y&uuml;zdeyi oluşturmaktadır. </font></div><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>N&uuml;kleer atıklar</strong></font></div><br></td></tr><tr><td>&nbsp; </td><td><div align="justify"><font>N&uuml;kleer santrallarda kullanılan kullanılmış yakıtlar, 10-20 yıl s&uuml;re ile santral sahasında saklanacaklardır. Bu d&ouml;nemde aktivitelerinin %98'inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl sorunu oluşturan uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; radyoaktif maddeler de camlaştırılacak, camlaştırılan bu maddeler de kademeli koruma mantığı &ccedil;er&ccedil;evesinde kurşun, beton ve korozyona dayanıklı kaplar i&ccedil;ine konulacak, bu kaplar da jeolojik olarak kararlı b&ouml;lgelerde yerin yaklaşık 1000 m altında hazırlanacak beton zırhlı galerilerde saklanacaktır. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>1000 MWe g&uuml;c&uuml;ndeki bir n&uuml;kleer reakt&ouml;r, yılda yaklaşık olarak 27 ton (7 m3) kullanılmış yakıt atığı &uuml;retmektedir.</font></div><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>Teknoloji</strong></font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>N&uuml;kleer enerji &uuml;retimi, d&uuml;nyada vaz ge&ccedil;ilen bir teknolojidir. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>T&uuml;rkiye'de yapılması planlanan santral, modası ge&ccedil;miş ve eski teknoloji ile tasarlanmış olacaktır.</font></div><br></td><td><div align="justify"><font>D&uuml;nya geneline bakıldığında yeni kurulacak n&uuml;kleer santralların sayısının &ccedil;ok sınırlı kaldığı doğrudur, ancak her &uuml;lkenin enerji planları, kendisine &ouml;zg&uuml; &ouml;zellikler taşımaktadır. Bu bağlamda herhangi bir teknolojinin kullanım artış hızı, d&uuml;nya ve b&ouml;lgesel koşulların paralelinde, d&ouml;nem d&ouml;nem değişiklikler arzedebilir. Bu g&uuml;n Avrupa'da bir &ccedil;ok &uuml;lkede yeni n&uuml;kleer santral yapımından vaz ge&ccedil;ildiği kesinlikle doğru değildir. Bu &uuml;lkelerin enerji stratejilerine bakıldığında enerji a&ccedil;ıklarını ağırlıklı olarak Fransa&rsquo;dan karşıladıkları g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Fransa, toplam enerji &uuml;retiminin %75'ini n&uuml;kleerden sağlamakla birlikte, aynı zamanda n&uuml;kleer enerjiye dayalı bir enerji ihracat&ccedil;ısı konumuna gelmiştir. 2000 yılındaki toplam ihracatını yaklaşık olarak 70 TWh olacak şekilde planlanlamaktadır. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Fransa'nın diğer Avrupa &uuml;lkelerine yaptığı ihracat: 17000 GWh (İngiltere), 15000 GWh (Almanya), 18000 GWh (İtalya), 7500 GWh (İsvi&ccedil;re). </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>Bazı Avrupa &uuml;lkelerinin yeni n&uuml;kleer santral kurmama kararının altında, o &uuml;lkelerin bu teknolojiden vaz ge&ccedil;tikleri anlamı &ccedil;ıkarılmamalıdır. Sadece &ouml;znel koşulların getirdiği stratejiler &ccedil;er&ccedil;evesinde başka &uuml;lkelerden &ouml;zellikle Fransa'dan enerji ithal etme y&ouml;n&uuml;nde tercihleri, pratikte, n&uuml;kleer kaynaklı enerji kullanımında artış yaptıklarını g&ouml;stermektedir. Bug&uuml;n Alman Siemens firması, Almanya'da yeni bir n&uuml;kleer santral kurulmasa bile, Framatom (Fransa) ile birlikte n&uuml;kleer teknoloji alanında yatırım yapmakta ve yeni bir n&uuml;kleer reakt&ouml;r tipi (EPR) &uuml;zerinde &ccedil;alışmaktadır. EPR reakt&ouml;rlerinin ilk olarak Fransa&rsquo;da kurulması planlanmaktadır. Ayrıca, Almanya'da ileriye y&ouml;nelik toryum yakıtlı &ccedil;evrimler &uuml;zerinde &ccedil;alışılmaktadır. (Ref: Nuclear Engineering International, February 1996) </font></div><br><div class="yazlar" align="justify"><font>T&uuml;rkiye'ye teklif edilen n&uuml;kleer santrallar i&ccedil;in, kurucu firmanın kendi &uuml;lkesinde kurduğu santralların en yenisi &ouml;rnek alınacaktır. Bu durum, TEAŞ'nin şartnamesinde g&uuml;vence altına alınmştır. Bu bağlamda, kurucu firma, mutlaka bir referans santral g&ouml;stermek zorunluluğundadır.</font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>&Uuml;lke sanayiine y&uuml;ksek teknoloji ve kalite getireceği s&ouml;ylenen n&uuml;kleer santrallar, bu beklentiyi boşa &ccedil;ıkaracaktır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &uuml;lkenin uzun vadeli n&uuml;kleer teknoloji politikası ve buna y&ouml;nelik insan kaynağı ve altyapı geliştirme niyeti bulunmamaktadır. Aksine dışa bağımlılığı artıracaktır. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>T&uuml;rkiye, var olan kapasitesiyle bir n&uuml;kleer santralın kurulmasının, işletilmesinin ve denetiminin altından kalkamaz..</font></div><br></td><td><div align="justify"><font>T&uuml;rkiye'deki var olan insan potansiyelinin ve kaynaklarının uygun şekilde organize edilmesi ve bu y&ouml;ndeki siyasi destek, kararlılık ve s&uuml;rekliliğin temin edilmesi ile n&uuml;kleer teknojiyi &uuml;lke yararına kullanmak olanaklıdır. Olumlu d&uuml;ş&uuml;nmek ve bunun i&ccedil;in gerekli adımları atmak gereklidir. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>Toryum potansiyelimizin de hammadde olarak enerji dışa bağımlılığımızı ortadan kaldırabilecek bir potansiyel olduğu ger&ccedil;eği g&ouml;z ardı edilmemelidir.</font></div><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>Yer se&ccedil;imi ve deprem</strong></font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>&Uuml;lkemizde &uuml;zerine n&uuml;kleer santral yapılacak yer yanlış se&ccedil;ilmiştir. Bu b&ouml;lge, deprem b&ouml;lgesindedir ve sismik analizleri tam yapılmamıştır.</font></div><br></td><td><div align="justify"><font>Akkuyu sahası, sismik olarak &uuml;zerinde N&uuml;kleer santral yapılabilecek en g&uuml;venli yerlerden biridir. Akkuyu ile ilgili yer analizleri, 1970'li yıllarda başlatılmıştır. İT&Uuml;, MTA ve ODT&Uuml; tarafından hazırlanan birbirleri ile uyumlu teknik raporlar bulunmaktadır ve bu &ccedil;alışmalar da uluslararası d&uuml;zeydedir. </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>D&uuml;nyada bir &ccedil;ok santral, sismik olarak Akkuyu&rsquo;dan &ccedil;ok daha aktif b&ouml;lgelerde g&uuml;venli olarak &ccedil;alışmaktadırlar,</font></div><br><div class="yazlar" align="justify"><font>N&uuml;kleer santralların tasarımında esas alınan deprem kriterleri, klasik yapılarda kullanılanlara g&ouml;re son derece tutucu kabuller i&ccedil;ermektedir. N&uuml;kleer dışı yapılarda kullanılan tek bir deprem şiddeti değeri olmasına karşın, n&uuml;kleer santrallar 1000 yıl ve 100000 yıllık bir zaman diliminde olası iki farklı en b&uuml;y&uuml;k deprem şiddetine g&ouml;re tasarlanmaktadırlar. İlkinin olması durumunda, santral, deprem sonrası normal işletmesine devam edecek, İkincisinin olması durumunda ise bir&ccedil;ok sistemin zarar g&ouml;receği var sayılmasına rağmen, santralı g&uuml;venli bir şekilde durduracak ve soğutulmasını sağlayacak sistemler ayakta kalacaktır.</font></div><br></td></tr><tr><td><div class="MsoNormal" align="center"><font color="#ffffff"><strong>Olası Kazalar ve G&uuml;venlik</strong></font></div><br></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>D&uuml;nyada kazalar saklanmaktadır ve hele T&uuml;rkiye gibi bir &uuml;lkede n&uuml;kleer santral işletmesiyle ilgili olumsuz her olay saklanacaktır.</font> <br></div></td><td><div align="justify"><font>N&uuml;kleer santralların işletilmesi ile ilgili T&uuml;rkiye bir &ccedil;ok uluslararası antlaşma ve s&ouml;zleşmenin altına imza atmıştır, </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>N&uuml;kleer G&uuml;venlik Denetimi Antlaşması ile, n&uuml;kleer alanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Denetimini kabul etmekteyiz, N&uuml;kleer Kaza ve Radyolojik Acil Durum Hallerinde Yardımlaşma S&ouml;zleşmesi, N&uuml;kleer Kazaların Erken Bildirimi S&ouml;zleşmesi, Fiziksel Korunma S&ouml;zleşmesi, N&uuml;kleer G&uuml;venlik S&ouml;zleşmesi gibi bir&ccedil;ok uluslarası antlaşma ve anlaşmanın altında T&uuml;rkiye'nin imzası bulunmaktadır. </font></div><br><div class="yazlar" align="justify"><font>Yurtdışı ve yurti&ccedil;i kamuoyunda n&uuml;kleer enerji &uuml;retimiyle ilgili olan ve aslında n&uuml;kleer santralların tasarımında g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurulan olağan dışı her olay maalesef kaza olarak tanıtılmaktadır.</font></div><br></td></tr><tr><td><div align="center"><font color="#ffffff"><strong>&Ccedil;evre</strong></font></div></td></tr><tr><td><div align="justify"><font>N&uuml;kleer santrallar, radyoaktif &ccedil;evresel kirliliğe yol a&ccedil;ması nedeniyle son derece tehlikelidir.</font></div><br></td><td><div align="justify"><font>Fosil yakıtlı, &ouml;zellikle k&ouml;m&uuml;r santralların, &ccedil;evre etkisi n&uuml;kleer santrallarla kıyaslanamayacak &ouml;l&ccedil;&uuml;de olumsuzdur. Tam tersine, n&uuml;kleer santrallar, &ccedil;evre etkisi bakımından tercih edilmesi gereken bir se&ccedil;enektir, </font><br></div><div class="yazlar" align="justify"><font>Normal işletme koşulları altında &ccedil;alışan n&uuml;kleer reakt&ouml;rler, dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktive d&uuml;zeyi, normal doğal radyasyon seviyesinin %0.1-1'i ile sınırlandırılmıştır, pratikteki durum ise bu sınırların altındadır.</font></div><br></td></tr></table></div></td></tr></table></font></li></ul></font></blockquote></td></tr></table></description>
</item>

<item>
<title>Dogal Gaz</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=26</link>
<description><strong><font>Ukrayna'dan doğalgaza g&uuml;vence</font></strong> <font><img althspace="6" src="http://img.mynet.com/ha/tuzmen2.jpg" align="left" border="0"> <div>Devlet Bakanı K&uuml;rşad T&uuml;zmen, T&uuml;rkiye'nin Rusya'dan aldığı doğalgaz konusunda arz g&uuml;venliğinin sağlanması i&ccedil;in Ukrayna tarafından gerekli s&ouml;z&uuml; aldığını bildirdi.<br></div><div>Bazı a&ccedil;ılış ve temaslar i&ccedil;in Ukrayna'nın başkenti Kiev'de bulunan Devlet Bakanı K&uuml;rşad T&uuml;zmen, Ukrayna Başbakan 1. Yardımcısı ve T&uuml;rkiye-Ukrayna Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Eş Bakanı Stanislav Stashevsky ile g&ouml;r&uuml;şt&uuml;.</div><div><br>&nbsp;</div><div>Bakan T&uuml;zmen, basına kapalı olarak ger&ccedil;ekleşen g&ouml;r&uuml;şmede T&uuml;rkiye'nin doğalgaz konusunda yaşadığı sıkıntıları aktardı.</div><div><br>&nbsp;</div><div>G&ouml;r&uuml;şmenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan T&uuml;zmen, ''doğalgazda son d&ouml;nemde yaşanan sorunların mutlaka giderilmesi gerektiğini ilettik'' dedi.</div><div><br>&nbsp;</div><div>T&uuml;rkiye'nin Rusya'dan aldığı doğalgazda s&uuml;rekliliğin sağlanması i&ccedil;in kendilerine gerekli desteği vermelerini talep ettiğini belirten T&uuml;zmen, Stashevsky'nin bu konuda &ccedil;alışmaların tamamlandığını, gaz akışının sağlanması i&ccedil;in kesin olarak talimat verildiğini s&ouml;ylediğini bildirdi.</div><div><br>&nbsp;</div><div>Ukrayna'ya gelmeden &ouml;nce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi G&uuml;ler ile g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; belirten T&uuml;zmen, ş&ouml;yle konuştu:&nbsp;</div><div><br>&nbsp;</div><div>''T&uuml;rkiye'de son d&ouml;nemde bu konuda yaşanan sıkıntıları Ukrayna tarafına aktardım. Doğalgazda arz g&uuml;venliğinin sağlanamamasının &ccedil;alışmalarımızı ciddi olarak etkilediğini s&ouml;yledim ve Rusya'dan T&uuml;rkiye'ye doğalgaz akışında s&uuml;rekliliğin sağlanması y&ouml;n&uuml;ndeki talebimizi ilettim. Geldiğimiz noktada doğalgaz konusunda bizim a&ccedil;ımızdan herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağı konusunda garanti verdiler. Biz de bu işin takip&ccedil;isi olacağız, ama tahmin ediyorum en kısa zamanda sıkıntı giderilecek.''<br></div><div><br></div></font></description>
</item>

<item>
<title>Dogu Anadolu</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=25</link>
<description>COĞRAFİ KONUMU <div>Yurdumuzun doğusunda 164.000 km2 lik bir alanla T&uuml;rkiye y&uuml;z &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;n&uuml;n % 21'ini kaplamaktadır. T&uuml;m coğrafi b&ouml;lgelerimiz arasında y&uuml;z &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; bakımından 1. sırada yer alır. Kuzey-g&uuml;ney y&ouml;n&uuml;nde en geniş alan kaplayan b&ouml;lgemizdir (enlem farkı en fazla).</div><br><div>YERY&Uuml;Z&Uuml; ŞEKİLLERİ</div><br><div>B&ouml;lgenin ortalama y&uuml;kseltisi 2000 - 2200 m arasındadır. Ortalama y&uuml;kseltisi en fazla olan b&ouml;lgemizdir. &quot;T&uuml;rkiye'nin &ccedil;atısı&quot; olarak isimlendirilir. B&ouml;lgenin en al&ccedil;ak yeri olan Iğdır Ovası (850m) dahi İ&ccedil; Anadolu'nun ortalama y&uuml;kseltisine yakındır. Erzurum Ovası 1800 m , Y&uuml;ksekova 2200 m y&uuml;kseltiye sahiptir. B&ouml;lgede yer alan ovaların ortalama y&uuml;kseltisi 1500'dir.</div><br><div>B&ouml;lgede bulunan dağlar, doğu-batı doğrultusunda ve &uuml;&ccedil; sıra halinde uzanırlar. Dağlar arasında ise &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; ovalan yer alır. B&ouml;lgenin kuzeyinde, batıdan doğuya doğru &Ccedil;imen, Kop, Allahuekber ve Yalnız&ccedil;am Dağları uzanır. Orta sırada Munzur (Mercan) Dağları, Karasu-Aras Dağları ve Ağrı Dağı bulunur. G&uuml;neyde yer alan dağlar ise G&uuml;neydoğu Toroslar, Bitlis Dağları, Buzul (Cilo) Dağlarıdır. Bu dağlar &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; jeolojik zamanda Alp-Himalaya orojenik sisteminin uzantısı olarak kıvrılma sonucu oluşmuştur.</div><br><div>B&ouml;lgede Van G&ouml;l&uuml;'n&uuml;n kuzeyinde kuzeydoğu-g&uuml;neybatı y&ouml;n&uuml;nde uzanan kırık hattı boyunca Nemrut, S&uuml;phan, Tend&uuml;rek, Ağrı (5137m) volkanik dağları uzanır.</div><br><div>Ağrı Dağı T&uuml;rkiye'nin en y&uuml;ksek noktasını oluşturur.</div><br><div>B&ouml;lgede kıvrım dağları arasında yer alan &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; ovaları da doğu - batı y&ouml;n&uuml;nde uzanır. Bu ovalardan Elbistan, Malatya, Elazığ, Bing&ouml;l, Muş, Van, Y&uuml;ksekova ve Başkale g&uuml;neyde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman, Iğdır ovaları kuzeyde bulunur.</div><br><div>B&ouml;lgede platolar da geniş alan kaplar. Erzurum-Kars platosu Doğu Anadolu'nun en geniş pl&acirc;tosudur. Bundan başka Fırat ve kolları tarafından par&ccedil;alanmış plato g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; kazanmış y&uuml;ksek yaylalar olduk&ccedil;a fazladır.</div><br><div>B&ouml;lgedekİ yer şekİllerİnİn başlıca etkİlerİ ş&ouml;yle sıralanabİlİr</div><br><div>Y&uuml;kseltiden dolayı sıcaklık değerleri d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r.Tarım &uuml;r&uuml;nleri d&uuml;ş&uuml;k sıcaklığın etkisiyle daha ge&ccedil; olgunlaşır. Tarım &uuml;r&uuml;n &ccedil;eşidi azdır.</div><br><div>B&ouml;lgede y&uuml;zey şekillerine bağlı olarak Kuzey-g&uuml;ney doğrultusunda ulaşım zordur. Ulaşım Doğu-batı y&ouml;n&uuml;nde daha kolaydır. T&uuml;rkiye'de ulaşım ağının en seyrek ve en elverişsiz olduğu b&ouml;lgedir.</div><br><div>Ekilebilen alanlar azalmıştır. Sanayi de gelişmediğinden halk daha &ccedil;ok tarım kesiminde &ccedil;alışmaktadır. Dolayısıyla T&uuml;rkiye'de tarımsal n&uuml;fus yoğunluğu en fazla olan b&ouml;lgemizdir.</div><br><div>Hidroelektrik potansiyeli en y&uuml;ksek akarsular bu b&ouml;lgemizdedir.</div><br><div>Ger&ccedil;ek sıcaklık ile indirgenmiş sıcaklık arasında farkın en fazla olduğu b&ouml;lgedir.</div><br><div>Ger&ccedil;ek y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m ile izd&uuml;ş&uuml;m y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m arasında da farkın en fazla olduğu b&ouml;lgedir.</div><br><div>Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. B&ouml;lgede birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır.</div><br><div>İklim ve Bitki &Ouml;rt&uuml;s&uuml;</div><br><div>Kış mevsimi uzun ve soğuktur. Sıcaklık -40&deg;C'ye kadar d&uuml;şer.</div><br><div>Yaz mevsimi ise sıcak ve kısadır. Sıcaklık 20&deg;C nin &uuml;zerine &ccedil;ıkar.</div><br><div>Kış mevsiminde yağışlar genelde kar şeklindedir ve hi&ccedil; erimeden uzun s&uuml;re yerde kalır.</div><br><div>Yıllık sıcaklık farkı 30&deg;C den fazladır.</div><br><div>B&ouml;lgenin g&uuml;neyine ve batısına doğru gidildik&ccedil;e sıcaklık ortalamaları artar (enlem ve y&uuml;kseltinin azalmasıdır).</div><br><div>Karasallığın etkisiyle en fazla yağış yazın, en az yağış kışın d&uuml;şer (Erzurum-Kars B&ouml;l&uuml;m&uuml;nde)Yıllık ortalama 500-600 mm yağış alır. Buharlaşma az olduğu i&ccedil;in bu yağış yeterli olur.</div><br><div>B&ouml;lge, İ&ccedil; Anadolu'dan daha y&uuml;ksekte olduğundan daha fazla yağış alır. Kışlar karasallığın etkisiyle daha sert ge&ccedil;er.</div><br><div>Doğal bitki &ouml;rt&uuml;s&uuml; steptir. Ancak yaz yağışları sebebiyle &ccedil;ayır şeklindedir. Yağışın fazla olduğu dağlık b&ouml;lgelerde ormanlar vardır. T&uuml;rkiye orman varlığı bakımından 5. b&uuml;y&uuml;k b&ouml;lgemizdir.</div><br><div>Iğdır Ovası, Doğu Anadolu B&ouml;lgesi'nin en az yağış alan yeridir. Buranın yıllık yağış, ortalaması 250 mm'nin altındadır. Buna karşılık Iğdır Ovası, al&ccedil;akta bulunmasından dolayı kış mevsimi daha ılık ge&ccedil;er.</div><br><div>TARIM</div><br><div>B&ouml;lge y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;n&uuml;n %10'unda ancak tarım yapılabilir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. B&ouml;lgedeki tarım etkinlikleri en &ccedil;ok b&ouml;lgenin g&uuml;neyindeki &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; ovalarında (Elbistan, Malatya, Elazığ ve Muş ovaları) yoğunlaşır.</div><br><div>Arpa: En fazla tarımı yapılan &uuml;r&uuml;nd&uuml;r.Sebepleri: D&uuml;ş&uuml;k sıcaklığa dayanıklı olması, kısa s&uuml;rede hasat edilebilmesi, hayvan yemi olarak kullanılması ve buğdayın yetiştirilemediği yerlerde yetşebilmesidir.</div><br><div>Buğday: Arpadan sonra en fazla tarımı yapılan &uuml;r&uuml;n buğdaydır.</div><br><div>T&uuml;t&uuml;n: Bitlis, Malatya ve Elazığ &ccedil;evresinde yetiştirilir.</div><br><div>Pamuk: Iğdır ovasında pamuk yetiştirilir.</div><br><div>Kayısı: Malatya, T&uuml;rkiye ve D&uuml;nyada kayısı &uuml;retiminde ilk sırada yer alır.</div><br><div>Ayrıca patates, lahana gibi &ccedil;eşitli &uuml;r&uuml;nler de yetiştirilir.</div><br><div>Genel olarak sıcaklığın d&uuml;ş&uuml;k olmasından dolayı sebzecilik gelişmemiştir. Bundan dolayı sebze tarımına en az elverişli b&ouml;lge Doğu Anadolu'dur.</div><br><div>HAYVANCILIK</div><br><div>Doğu Anadolu B&ouml;lgesi, hayvancılıkta elverişli şartlara sahip olduğu gibi olumsuz şartlar da taşır. &Ccedil;ayır ve otlakların fazla yer kaplaması hayvancılığı teşvik edici, kışların uzun ve sert ge&ccedil;mesi ise sınırlayıcı bir &ouml;zelliktir. Erzurum-Kars B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde yaz yağışları ile oluşan &ccedil;ayırların geniş alan kaplaması b&uuml;y&uuml;kbaş hayvancılığın gelişmesini sağlamıştır.</div><br><div>B&ouml;lgenin g&uuml;neyindeki ovalık alanlarda ise k&uuml;&ccedil;&uuml;kbaş hayvanlardan koyun yetiştiriciliği &ouml;nem kazanmıştır. Dağlık y&ouml;relerde ise kıl ke&ccedil;isi yetiştirilmektedir.</div><br><div>Canlı hayvan, yapağı, tereyağı ve peynir halkın &ouml;nemli ge&ccedil;im kaynaklarıdır. Hakk&acirc;ri, Kars ve Bitlis'te arıcılık gelişmiştir. T&uuml;rkiye bal &uuml;retiminin %20'sini Doğu Anadolu B&ouml;lgesi verir.</div><br><div>YERALTI ZENGİNLİKLERİ</div><br><div>T&uuml;rkiye'de maden &ccedil;eşitliliği ve rezervinin (miktar) en fazla olduğu b&ouml;lge, Doğu Anadolu B&ouml;lgesi ve &ouml;zellikle Yukarı Fırat B&ouml;l&uuml;m&uuml;'d&uuml;r.</div><br><div>Demir: T&uuml;rkiye'de &ccedil;ıkarılan demirin %35'ten fazlası bu b&ouml;lgede Divriği (Sivas), Hekimhan ve Hasan&ccedil;elebi (Malatya)'de &ccedil;ıkarılır.</div><br><div>Krom&nbsp;: T&uuml;rkiye'deki kromun %33'&uuml; bu b&ouml;lgeden &ccedil;ıkarılır. Ergani, Guleman ve Maden &ouml;nemli krom yataklarının bulunduğu merkezlerdir.</div><br><div>Bakır&nbsp;: T&uuml;rkiye'deki bakırın &ouml;nemli bir kısmı b&ouml;lgeden &ccedil;ıkarılır. Maden, Ergani ve P&uuml;t&uuml;rge'de bakır yatakları vardır.</div><br><div>Kurşun-&Ccedil;inko&nbsp;: Kurşunun %90'ı, &ccedil;inkonun %75'i Keban'da &ccedil;ıkarılır. Bu madenler Keban'da &quot;Simli Kurşun İşletmeleri'nde&quot; işlenir. Ancak son yıllarda &uuml;retim durma aşamasına gelmiştir.</div><br><div>Linyit&nbsp;: Elbistan, İspir ve Erzurum &ccedil;evresinde &ccedil;ıkarılır. T&uuml;rkiye'deki linyit &uuml;retiminin %10'u bu b&ouml;lgeden elde edilir. Afşin - Elbistan termik santralin&shy;de enerjiye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;l&uuml;r.</div><br><div>Oltu Taşı&nbsp;: Erzurum'un Oltu il&ccedil;esinde &ccedil;ıkarılır. T&uuml;r&shy;kiye ve D&uuml;nya &uuml;retiminde b&ouml;lge birinci sıradadır.</div><br><div>Asbest: Erzincan &ccedil;evresinde &ccedil;ıkarılır.</div><br><div>Barit: Muş ve &ccedil;evresinde &ccedil;ıkarılır.</div><br><div>Kalay&nbsp;: Elazığ ve &ccedil;evresinde &ccedil;ıkarılır.</div><br><div>Kaya tuzu&nbsp;: Kağızman, Narman ve Kars &ccedil;evresinde kaya tuzu yatakları bulunmakta ve bu yataklardan tuz elde edilmektedir.</div><br><div>END&Uuml;STRİ</div><br><div>Doğal koşulların olumsuz etkisinin yaşandığı Doğu Anadolu B&ouml;lgesi'nde end&uuml;stri yeterince gelişmemiştir. Sanayi bakımından en geri kalmış b&ouml;lge&shy;dir. Sanayi kuruluşları yetersiz olduğu i&ccedil;in, b&ouml;lge halkı ge&ccedil;imini daha &ccedil;ok tarım ve hayvancılıktan te&shy;min eder. B&ouml;lgede bulunan kuruluşlar daha &ccedil;ok tarıma dayalıdır. Maden &ccedil;ıkarımı bakımından zengin olsa da madenlerin işletilmesi azdır.</div><br><div>Doğu Anadolu B&ouml;lgesi, maden varlığı ve elekt&shy;rik enerjisi &uuml;retimi ile T&uuml;rkiye sanayisinin gelişmesine b&uuml;y&uuml;k katkıda bulunmaktadır. Yalnızca Keban Barajı T&uuml;rkiye'de &uuml;retilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 25'ini sağlamaktadır</div><br><div>B&ouml;lgedeki end&uuml;stri kuruluşları şunlardır:</div><br><div>Et Kombinaları&nbsp;: Malatya, Elazığ, Erzurum, Ağrı ve Van'da bulunur. Et &uuml;retiminin %25'i bu b&ouml;lgeden karşılanır.</div><br><div>Şeker Fabrikaları&nbsp;: Malatya, Elazığ, Van, Erzu&shy;rum, Muş ve Erzincan'dadır.</div><br><div>Dokuma ve İplik Fabrikaları&nbsp;: Daha &ccedil;ok pamuklu dokuma gelişmiştir. Malatya ve Erzincan'daki fabrikalarda pamuk işlenir.</div><br><div>Sigara Fabrikaları: Malatya ve Bitlis'te kurulmuştur.</div><br><div>&Ccedil;imento Fabrikaları&nbsp;: Elazığ, Erzurum, Kars ve Van'da kurulmuştur.</div><br><div>TURİZM</div><br><div>Doğu Anadolu'da bulunan, Ağrı Dağı, Van G&ouml;l&uuml;, Nemrut Dağı, S&uuml;phan Dağlan, Sat Dağları, Mercan Vadisi Milli Parkı turistlerin ilgisini &ccedil;eken doğal g&uuml;zelliklerdir. B&ouml;lgede dağcılık ve kış sporları i&ccedil;in &ccedil;ok uygun ortamlar vardır. Paland&ouml;ken Dağları'nda, Bing&ouml;l'de ve Sarıkamış'ta dağ sporları tesisleri bulunmaktadır. B&ouml;lgedeki g&ouml;ller, doğal g&uuml;zellikleriyle birer gezi ve eğlence yerleridir. Ba&shy;zı g&ouml;llerin kıyısında da kamplar ve plaj tesisleri vardır. Doğubeyazıt yakınlarındaki İshak paşa Sarayı da &ouml;nemli turizm alanlarından birisidir. Erzurum ve Diyadin'de bulunan kaplıcalar sağlık turizmi i&ccedil;in &ouml;nemlidir.</div><br><div>N&Uuml;FUS ve YERLEŞME</div><br><div>Y&uuml;z &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml; en geniş olan bu b&ouml;lgemizde yer şekilleri ve iklimin de etkisi ile n&uuml;fus azdır. N&uuml;fus b&ouml;lge&shy;de daha &ccedil;ok &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; hendekleri i&ccedil;indeki ovalarda toplanmıştır. Toplu yerleşme tipi g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. N&uuml;fus yoğunluğu, T&uuml;rkiye n&uuml;fus yoğunluğunun altındadır.</div><br><div>1997 yılı n&uuml;fus sayımına g&ouml;re, T&uuml;rkiye n&uuml;fus yoğunlu km2 ye 81 kişi iken, b&ouml;lgede 36 kişidir. B&ouml;lgede şehirleşme oranı &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;kt&uuml;r (%28). Kırsal n&uuml;fus oranı ise &ccedil;ok fazladır (%72). Karadeniz B&ouml;lgesi'nden sonra kırsal n&uuml;fus oranı en fazla olan b&ouml;lge Doğu Anadolu B&ouml;lgesi'dir. B&ouml;lgede n&uuml;fusun %80'i tarım ve hayvancılık ile uğraşır. Sa&shy;nayi gelişmediği i&ccedil;in diğer b&ouml;lgelere Karadeniz'den sonra en &ccedil;ok g&ouml;&ccedil; g&ouml;nderen b&ouml;lgemizdir. N&uuml;fus yoğunluğu bakımından son sırada yer alır.</div><br><div>İklimin sert karasal etkisi ve yer şekillerinin engebeli olması nedeniyle, tarımsal n&uuml;fus yoğunluğu fazladır. B&ouml;lgenin bazı yerlerinde tarımsal n&uuml;fus yo&shy;ğunluğu 500'e kadar &ccedil;ıkmaktadır.Erzurum, Elazığ ve Malatya b&ouml;lgenin b&uuml;y&uuml;k yerleşim birimleridir.</div><br><div>Not: Doğu Anadolu B&ouml;lgesi'nde Erzurum. Malatya. Elazığ. Kars ve Van'da kurulan &uuml;niversiteler, b&ouml;lgenin eğitim ve k&uuml;lt&uuml;r faaliyetlerine b&uuml;y&uuml;k katkıda bulunmaktadır.</div><br><div>B&Ouml;L&Uuml;MLERİ</div><br><div>YUKARI FIRAT B&Ouml;L&Uuml;M&Uuml;</div><br><div>Genel olarak dağlık olmakla beraber, geniş &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; ovalarına ( Afşin-Elbistan, Malatya, Elazığ ve Bing&ouml;l) sahiptir. Doğu Anadolu B&ouml;lgesi'nde etkili olan sert karasal iklim şartları bu b&ouml;l&uuml;mde daha az etkilidir. Kış mevsimi b&ouml;lgenin diğer b&ouml;l&uuml;mlerine nazaran daha ılımandır. Sebebi y&uuml;kseltinin azalması ve baraj g&ouml;llerinin ılımanlaştırıcı etkisidir. Yağışlar ilkbahar mevsimine kaymıştır.</div><br><div>B&ouml;lgede n&uuml;fus miktarı ve yoğunluğunun en fazla olduğu b&ouml;l&uuml;md&uuml;r. sebepleri&nbsp;; iklim şartlarının daha ılıman olması, tarım alanlarının geniş alan kaplaması, sanayinin gelişmiş olması ve ulaşım imkanlarının daha iyi olmasıdır.</div><br><div>B&ouml;l&uuml;m, T&uuml;rkiye'de maden &ccedil;eşitliliği ve rezervi en fazla olan b&ouml;l&uuml;md&uuml;r.</div><br><div>B&ouml;lgede sanayinin en fazla geliştiği b&ouml;l&uuml;md&uuml;r.</div><br><div>ERZURUM-KARS B&Ouml;L&Uuml;M&Uuml;</div><br><div>T&uuml;rkiye'nin ortalama y&uuml;kseltisi en azla olan b&ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r. Bu sebeple T&uuml;rkiye'de kışları en sert ge&ccedil;en b&ouml;l&uuml;m burasıdır. B&ouml;l&uuml;mde sert karasal iklim etkilidir. Karasallığın etkisiyle b&ouml;l&uuml;mde en fazla yağış yazın, en az yağış kış mevsiminde d&uuml;şmektedir. Yaz yağışlarıyla ortaya &ccedil;ıkan g&uuml;r ot ve &ccedil;ayırlardan dolayı b&uuml;y&uuml;k baş hayvancılık gelişmiştir.</div><br><div>İklimin elverişsizliği sebebiyle birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır.</div><br><div>B&ouml;l&uuml;mde tarım daha &ccedil;ok Aras Vadisi ile Iğdır Ovası'nda yoğunluk kazanmıştır.</div><br><div>YUKARI MURAT-VAN B&Ouml;L&Uuml;M&Uuml;</div><br><div>D&ouml;rt bir yanı dağlarla kuşatılmış Yukarı Murat-Van b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n orta kısmı, 1500 m&rsquo;yi ge&ccedil;meyen, g&uuml;neybatıya doğru eğimli bir havzadır ve bir plato g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;ndedir. B&uuml;y&uuml;k kısmı volkanik materyal ile &ouml;rt&uuml;l&uuml;d&uuml;r. B&ouml;lgedeki başlıca volkanik dağlar bu b&ouml;l&uuml;mde yer almaktadır. Buradaki ovaların bir kısmı &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml; ovalarıdır.</div><br><div>B&ouml;l&uuml;mde bulunan Van G&ouml;l&uuml;, T&uuml;rkiye'nin en b&uuml;y&uuml;k g&ouml;l&uuml;d&uuml;r. &Uuml;zerinde ulaşım yapılabilmektedir. Volkanik set g&ouml;l&uuml;d&uuml;r ve suları sodalıdır.</div><br><div>Engebeli olduğundan tarım alanları sınırlıdır. Tarım daha &ccedil;ok b&ouml;l&uuml;m&uuml;n batısında yoğunlaşır. En &ouml;nemli ekonomik uğraş k&uuml;&ccedil;&uuml;k baş hayvancılıktır. Sanayi fazla gelişmemiştir. Daha &ccedil;ok tarıma dayalı sanayi gelişmiştir.</div><br><div>HAKKARİ B&Ouml;L&Uuml;M&Uuml;</div><br><div>T&uuml;rkiye'nin en dağlık ve en engebeli b&ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r. B&ouml;l&uuml;m&uuml;n tek ovası Y&uuml;ksekova'dır.</div><br><div>T&uuml;rkiye'de n&uuml;fus yoğunluğu en az olan b&ouml;l&uuml;md&uuml;r. Sebepleri; yer şekillerinin engebeli olması, tarım alanlarının sınırlı olması,ulaşım ve sanayinin gelişmemiş olmasıdır.</div><br><div>B&ouml;l&uuml;m&uuml;n en &ouml;nemli ekonomik uğraşı hayvancılıktır.</div><br></description>
</item>

<item>
<title>Uzan fakir c&yacute;kt&yacute;</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=24</link>
<description><div align="center"><table><tr><td><div class="MsoNormal"><strong>CEM UZAN FAKİR &Ccedil;IKTI! </strong><strong><br><br></strong><strong>Siyasi Partiler Kanunu'na muhalefetten yargılanan Uzan, mahkemede gayrimenkul sahibi olmadığını s&ouml;yledi. </strong><br><strong>01 Mart 2006 &Ccedil;arşamba 14:39 </strong></div><br><br></td></tr><tr><td><div>Gen&ccedil; Parti (GP) Genel Başkanı Cem Uzan, &quot;Mavi A.Ş&rsquo;den Gen&ccedil; Parti&rsquo;ye 19 milyon 750 bin YTL kaynak aktarılarak Siyasi Partiler Kanunu&rsquo;na muhalefet edildiği&quot; iddiasıyla kendisinin de aralarında bulunduğu 17 kişinin yargılandığı dava kapsamında ifade verdi. <br><br>İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi&rsquo;ndeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan Cem Uzan, U***** İlkiz ve Hasan Kalafat katıldı. Davanın diğer 14 sanığı ise duruşmaya gelmedi. <br><br>Kimlik tespiti yapılan Cem Uzan, gayrimenkulu olup olmadığı ve gelirinin ne kadar olduğu y&ouml;n&uuml;ndeki sorulara &quot;Yok&quot; şeklinde cevap verdi. İşi sorulan Uzan, Gen&ccedil; Parti Genel Başkanı olduğunu s&ouml;yledi. <br><br>Mahkemeye 3 sayfalık yazılı savunma sunan Uzan, bu davaya ilişkin su&ccedil;lamayı bir b&uuml;rokratın yaptığını ve bu b&uuml;rokratın doğrudan Adalet Bakanı&rsquo;nın emri altında &ccedil;alıştığını s&ouml;yleyerek, &quot;Burada bir partiye yapılan iftira s&ouml;z konusudur. Hasım tarafı AK Parti&rsquo;dir&quot; dedi. <br><br>Siyasi partilerin hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlendiğini belirten Uzan, Anayasa Mahkemesi&rsquo;nin Gen&ccedil; Parti&rsquo;nin 2002 ve 2003 yıllarına ait hesaplarını incelendiğini ve ibra ettiğini s&ouml;yledi. <br><br>Maliye Bakanlığı&rsquo;nın, 2004 yılı Ocak ayında Gen&ccedil; Parti&rsquo;nin hakkı olan hazine yardımını &ouml;dememek i&ccedil;in Anayasa Mahkemesi&rsquo;ne başvurduğunu ve bunun reddedildiğini ifade eden Uzan, bunun da siyasi iktidarın Gen&ccedil; Parti&rsquo;ye karşı husumetinin bir sonucu olduğunu iddia etti. <br><br>Uzan, g&ouml;r&uuml;len bu davanın da aynı ama&ccedil;la a&ccedil;ıldığını &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;. <br><br>U***** İlkiz ile Hasan Kalafat da haklarındaki su&ccedil;lamaları kabul etmediklerini belirterek, yazılı savunma yaptılar. <br><br>Duruşma, dosyadaki eksikliklerin tamamlanması amacıyla ertelendi. <br><br><br>&quot;M&Uuml;ŞTEKİ&quot; SIFATIYLA DA İFADE VERDİ <br><br>Cem Uzan, bu duruşmanın ardından AK Parti Grup Başkanvekili Salih Kapusuz hakkındaki bir şikayetine ilişkin y&uuml;r&uuml;t&uuml;len soruşturma kapsamında &quot;m&uuml;şteki&quot; sıfatıyla da savcıya ifade verdi.Uzan, daha sonra İstanbul Adalet Sarayı&rsquo;ndan ayrıldı. <br><br><br>İDDİANAMEDEN <br><br>K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ccedil;ekmece *****huriyet Başsavcılığı&rsquo;nca hazırlanan iddianamede, Cem Uzan, Mehmet Orhan Uğuroğlu, Ş&uuml;kr&uuml; Karadağ, İsmail Yavuz Onursal, Metin &Ouml;ner, U***** İlkiz, Hacı Ahmet Baş, Mehmet Ali Akg&uuml;l, İsa Esen, Fevzi Aksoy, Sadrettin Balman ve İsmail Hakkı Kuran&rsquo;ın Gen&ccedil; Parti&rsquo;nin 2002 yılındaki İcra Kurulu, Yusuf Bozan, Ahmet Yılmaz, Hasan Kalafat, Erkan İşler ve Cavit Uzun&rsquo;un da Mavi A.Ş&rsquo;nin y&ouml;netim kurulu &uuml;yeleri oldukları belirtiliyor. <br><br>S&ouml;z konusu şirketin 1 Temmuz 2002 ile 31 Aralık 2002 tarihleri arasındaki faaliyet giderlerinin incelenmesi sonucunda oluşturulan raporda 19 milyon 750 bin 479 YTL masrafın harcama yeri olarak Gen&ccedil; Parti&rsquo;nin g&ouml;sterildiği anlatılan iddianamede, bu paranın Gen&ccedil; Parti&rsquo;nin organlarına nakit avans yoluyla kaynak olarak aktarıldığının anlaşıldığı ve partiye dolaylı bağış olarak kabul edildiği &ouml;ne s&uuml;r&uuml;l&uuml;yor. <br><br>Bu işlemin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu&rsquo;nun 66. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık oluşturduğu belirtilen iddianamede, sanıkların aynı kanunun 116. maddesi uyarınca 6 ay ile 1&rsquo;er yıl arasında hapis cezasına &ccedil;arptırılmaları isteniyor. K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ccedil;ekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesi&rsquo;nde a&ccedil;ılan dava, bu mahkemenin &quot;yetkisizlik kararı&quot; vermesi &uuml;zerine İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi&rsquo;ne g&ouml;nderilmişti. </div><br></td></tr></table></div><font><font>&nbsp;</font></font></description>
</item>

<item>
<title>Gunes</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=22</link>
<description><div><font>G&uuml;neş'in yapısı<br></font></div><strong>G&uuml;neş</strong>'in g&ouml;r&uuml;nen y&uuml;zeyine ışıkk&uuml;re (fotosfer) denir. Bunun &uuml;zerinde, renkk&uuml;re (kromosfer) adını alan 5.000 km kalınlığında bir i&ccedil; atmosfer vardır. Bunun da &uuml;zerinde, son derece y&uuml;ksek sıcaklıktı G&uuml;neş tacı (korona) bulunur. G&uuml;neş tacı, Yer'e hatta daha &ouml;telere kadar uzanır. G&uuml;neş, bir magnetik alana sahip olan, d&ouml;nen ve &ccedil;ekirdeğinde enerji &uuml;reten bir g&ouml;kcismidir. İ&ccedil; b&ouml;l&uuml;mlerinde &uuml;retilen enerjinin y&uuml;zeye taşınmasının, magnetik alanın y&uuml;zeyde yol a&ccedil;tığı gelişmelerin ve d&ouml;nme hareketinin etkisiyle son derece karmaşık hale gelen G&uuml;neş olaylarının incelenmesi, modern G&uuml;neş astronomisinin başlıca konulan arasındadır. <br><div><font>G&uuml;neş g&ouml;zlemleri<br></font></div>G&uuml;neş, y&uuml;zyıllar boyunca tapınılan bir varlık olmuş ve bu nedenle fiziksel &ouml;zellikleri pek incelenmemiştir. Atinalı filozof Anatsagaros İ&Ouml; 467 dolaylarında Aigos-Potamorye d&uuml;şen b&uuml;y&uuml;k bir g&ouml;ktaşının G&uuml;neş'ten geldiğini ileri s&uuml;rd&uuml;. Bundan kalkarak da G&uuml;neş'in Peloponne-sos'tan daha b&uuml;y&uuml;k, kızgın demirden oluşan bir cisim olduğu sonucuna vardı. Teleskopun keşfini izleyen yıllarda Galileo Galilei, Johannes Fabricius, Christoph Scheinger ve Thomas Harriot, aynı yıllarda G&uuml;neş lekelerini buldular ( 1610-11). İki y&uuml;zyıl sonra, 1843&rsquo;te Alman amat&ouml;r astronom Samuel Heinrich Schwabe, 33 yıl boyunca s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ok dikkatli g&ouml;zlemlere dayanarak, G&uuml;neş lekelerinin sayısının 10 yıllık bir d&ouml;nem i&ccedil;inde değiştiğini ortaya koydu. 1852&rsquo;de bu &ccedil;evrimin 11,2 yıl olduğu ve ayrıca 80 yıllık bir başka d&ouml;nemin de bulunduğu anlaşıldı. 1858'de, yeni &ccedil;evrimin başlangıcında ilk lekelerin &plusmn;30&deg; enlemlerin &ccedil;evresinde ortaya &ccedil;ıktığı ve &ccedil;evrim ilerledik&ccedil;e lekelerin giderek G&uuml;neş ekvatoruna doğru kaydığı ve &plusmn;8&deg; enlemleri &ccedil;evresinde toplandığı g&ouml;zlendi.<br><br>1834'te Alman matematik&ccedil;i ve astronom Carl Friedrich Gauss, magnetik olguların g&ouml;zlenmesine y&ouml;nelik ilk g&ouml;zlemevini G&ouml;t-tingen'de kurdu. Bunu başkaları izledi. 1857'de, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nl&uuml;k magnetik değişimlerin G&uuml;neş &ccedil;evrimi ile ilintili olduğu g&ouml;sterildi. 1904'te, şiddetli magnetik fırtınaların, b&uuml;y&uuml;k leke gruplarının merkez&icirc; meridyenden ge&ccedil;işiyle ilintili olduğu bulundu.<br><br>Yeni teleskopların ve &ccedil;ok ileri tekniklerin kullanıldığı yardımcı donanımlarla G&uuml;neş astronomisinde &ccedil;ok &ouml;nemli gelişmeler sağlandı. G&uuml;neş lekelerinin fiziksel ve kimyasal yapısının anlaşılması spektroskopinin gelişmesinden sonra olanaklı oldu. 1870'teG&uuml;neş&rsquo;teki lekelerinden salman ışınımın tayfında, molek&uuml;l halinde bileşiklerin bulunduğunu g&ouml;steren karanlık bantlar keşfedildi. Daha sonra, bazı &ccedil;izgilerin genişlemesinin, dara-larak keskinleşmesinin ye bazı karanlık &ccedil;izgilerin t&uuml;m&uuml;yle parlak &ccedil;izgi durumuna gelmesinin, G&uuml;neş lekelerinin &ccedil;evresindeki gazların parlamasından (bug&uuml;n p&uuml;sk&uuml;rt&uuml; olarak adlandırılır) kaynaklandığı ileri s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Spektroskopik incelemeler sonucunda 1909'da, lekelerin daha soğuk ve karanlık olan merkezinden (g&ouml;lge) dış kısımlara (yarıg&ouml;lge) doğru, saatte 2 km hızında bir gaz akımının bulunduğu belirlendi. 1913'te, lekelerin &uuml;st&uuml;ndeki atmosferin y&uuml;ksek katmanlarından, leke merkezine doğru, tersine bir akımın varlığı saptandı. Spektrohelyo-grafın (g&uuml;neş tayf&ccedil;ekeri) 189İ'de George Ellery Hale tarafından bulunuşu, G&uuml;neş'in hidrojen, kalsiyum ve &ouml;teki elementlerin iyon ve atomlarından salınan ışıkta incelenmesini olanaklı kıldı, b&ouml;ylece renkk&uuml;reye ilişkin ayrıntılı bilgiler elde edildi. 1908'de Hale, G&uuml;neş lekelerinin magnetik niteliğini ortaya koymak amacıyla leke tayfındaki bazı atomlara ait &ccedil;izgilerde yarılma ve kutuplanma olup olmadığını (Zeeman etkisi) araştırdı. Bunun i&ccedil;in, Wilson Dağı G&ouml;zlemevi'nde b&uuml;y&uuml;k kule teleskoplar kuruldu, bunların zeminlerine spektroskoplar yerleştirildi. 1914-24 arasında Hale, g&uuml;neş lekelerinde magnetik kutupların tersine d&ouml;nmesi konusundaki yasaları geliştirdi. Hale G&uuml;neş'in genel magnetik alanını &ouml;l&ccedil;meye de niyetlendi, ama bu konudaki g&uuml;venilir &ouml;l&ccedil;&uuml;mler ancak 1948&rsquo;de fotoelektrik magnetografın bulunmasından sonra ger&ccedil;ekleştirilebildi. <br><br>Alman fizik&ccedil;i kendi yapımı &ccedil;ok geliştirilmiş bir spektroskopla G&uuml;neş tayfındaki karanlık &ccedil;izgilerden 574 tanesini g&ouml;rsel olarak belirledi; bu &ccedil;izgilerin &ccedil;ok belirgin olanlarını, bug&uuml;n h&acirc;l&acirc; &ccedil;izgi tanısında kullanılan bir sistemle, A,a,B,C,D gibi harflerle g&ouml;sterdi. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Fraunhofer &ccedil;izgileri olarak bilinen bu karanlık &ccedil;izgilerin fiziksel anlamı, 1859'da Alman fizik&ccedil;i Gustav Robert Kir-chhoff tarafından a&ccedil;ıklandı. Kirchhoff, sıcak G&uuml;neş'i &ccedil;evreleyen, kendisinin &quot;&ccedil;evirici katmanlar&quot; olarak adlandırdığı ve tayftaki karanlık &ccedil;izgileri oluşturduğu sanılan daha soğuk buhar katmanlarının bulunduğunu ileri s&uuml;rd&uuml;. Laboratuvarda elde edilen tayflarla G&uuml;neş ışığı tayfının karşılaştırılması sonucunda, G&uuml;neş'te sekiz elementin varlığı saptandı. ABD'li fizik&ccedil;i Henry Augustus Rowland, 1897'de 12 metre boyunda &ccedil;ok y&uuml;ksek nitelikli bir G&uuml;neş tayfı fotoğrafı yayımladı. Bu tayf aracılığıyla, G&uuml;neş'te 39 kimyasal elementin varlığı kanıtlandı. Yer atmosferindeki ozonun soğurma etkisi nedeniyle, Rovvland'ın tayfı ancak mor&ouml;tesine kadar uzanabiliyordu. Bu sınır, atmosfer dışında (uzayda) g&ouml;zlem yapılmasının olanaklı duruma gelmesiyle aşıldı. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde G&uuml;neş tayfı g&ouml;r&uuml;n&uuml;r ışık b&ouml;lgesinden 1 &acirc;ngstr&ouml;mden (A, 10~10 m) daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k dal-gaboylarına kadar elde edilmiştir. Kırmızıya doğru ise, 1888'de G&uuml;neş tayfı 53.000 A'ya kadar elde edilmişti. Yeni algılayıcılarla bu sınır, yalnızca Yer atmosferinin 25 mikrometreden b&uuml;y&uuml;k kızıl&ouml;tesi tayfını engelleyen su buharı kuşaklarıyla belirlenmektedir. Tayfın t&uuml;m&uuml;, su buharı ve ozon soğurmalarından etkilenmeyecek kadar v&uuml;kse&acirc;e &ccedil;ıkıldığında g&ouml;zlenebilir.<br>G&uuml;neş sıcaklığı. G&uuml;neş'in sıcaklığının belirlenmesi G&uuml;neş astronomisindeki en g&uuml;&ccedil; problemlerden biridir. İngiliz astronom Sir John Herschel G&uuml;ney Afrika'da ve 1837'de Fransız fizik&ccedil;i Claude-Servais-Mathias Pouil-let Fransa'da G&uuml;neş ışınlarının dik gelmesi ve t&uuml;m&uuml;n&uuml;n soğurulması durumunda 1,8 cm derinliğindeki bir su katmanının sıcaklığını dakikada TC y&uuml;kselttiğini g&ouml;zlediler. &Ouml;l&ccedil;&uuml;m tekniği ilke olarak &ccedil;ok kolaydı, ama atmosfer soğurması bilinmeyen bir fakt&ouml;r olarak kalıyordu. Son zamanlarda, balon ve u&ccedil;ak g&ouml;zlemleri sonucu, dakikada 1,9b cal/cm2'lik bir g&uuml;neş sabiti değeri bulundu. G&uuml;neş sabiti, Yer atmosferi dışında, ortalama G&uuml;neş-Yer uzaklığında, birim alana gelen toplam G&uuml;neş ışımasıdır.<br><br>G&uuml;neş, X ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalgaboyunda enerji yayınlar. Bu enerjinin yaklaşık y&uuml;zde 4O'ı tayfın g&ouml;r&uuml;n&uuml;r b&ouml;lgesinde, y&uuml;zde 50'si kızıl&ouml;tesi b&ouml;lgesinde, kalanı da mor&ouml;tesi b&ouml;lgesinde salınır. G&uuml;neş'in y&uuml;zeyinden uzaya ka&ccedil;an ışınım, G&uuml;neş atmosferinin farklı derinlikteki ve sıcaklıktaki b&ouml;lgelerinden gelir. Dış y&uuml;zeyde sıcaklık 4.200 K kadardır ama &ccedil;ıplak g&ouml;zle bakıldığında sıcaklığın 10.000 K olduğu derinlikler g&ouml;r&uuml;lebilir. G&uuml;neş'in etkin sıcaklığı, bir başka deyişle, G&uuml;neş'in saldığı enerjiye eşit enerji salan k&uuml;resel bir kara cismin (bak. kara cisim) sıcaklığı da belirlenmiş, Stefan-Boltzmann yasalarından hareketle bu sıcaklığın 5.740 K olduğu hesaplanmıştır. Tayfın farklı b&ouml;lgelerinde de farklı renk sıcaklıkları bulunmuştur. G&ouml;r&uuml;n&uuml;r ışık b&ouml;lgesinin t&uuml;m&uuml; i&ccedil;in 6.000 K'lik bir renk sıcaklığı uygun d&uuml;şmektedir.<br><br>G&uuml;neş'ten salınan &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k miktardaki enerjinin tanımlanması pek kolay değildir. Bir &ouml;rnek vermek gerekirse; eğer G&uuml;neş 12 m kalınlığında bir buz katmanıyla sarmalanmış olsaydı, bunu eritmesi i&ccedil;in bir dakika yeterli olacaktı. Yery&uuml;z&uuml;ne ulaşan G&uuml;neş enerjisi km2 başına 1,5 milyon BG dolayındadır. Bu &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k enerjiyi yararlanılabilir duruma getirmekte &ouml;nemli g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle&uuml;e karşılaşılır. Y&uuml;ksek sıcaklıklar elde etmek amacıyla b&uuml;y&uuml;k parabolik toplayıcılar kullanmak gerekmektedir.<br><br>Radyo dalgalan. G&uuml;neş'ten gelen radyo dalgaları ilk kez 1942'de ingiliz radar istasyonlannca belirlendi. Bunun, G&uuml;neş'in y&uuml;zeyinde g&ouml;r&uuml;len etkin bir lekeyle, &ouml;zellikle de 28 Şubat'ta ger&ccedil;ekleşen b&uuml;y&uuml;k p&uuml;sk&uuml;rmeyle ilintili olduğu ileri s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Aynı yıl, G&uuml;neş lekeleri ve bunlarla ilintili etkinliklerin en az olduğu &quot;sakin G&uuml;neş&quot; d&ouml;neminde de zayıf bir radyo yayını belirlendi. Enerjinin G&uuml;neş'in i&ccedil; b&ouml;l&uuml;mlerinde &uuml;retildiğine ilişkin modern g&ouml;r&uuml;ş, Sir Arthur Stanley Eddington'la başladı. Eddington, G&uuml;neş sisteminin tahmin edilen &ouml;mr&uuml; boyunca, G&uuml;neş'ten dışarıya s&uuml;rekli olarak g&ouml;nderilen enerjinin ancak &ccedil;ekirdek tepkimeleriyle karşılanabileceğini ileri s&uuml;rd&uuml;. Hidrojenin helyuma d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ekirdek tepkimeleri sonucunda a&ccedil;ığa &ccedil;ıkacak enerji miktarı 1937-38 yıllarında ayrıntılı olarak hesaplandı. <br><div><font>G&uuml;neş Ne Kadar Sıcaktır?<br></font></div>G&uuml;neş, G&uuml;neş Sistemi'ndeki en b&uuml;y&uuml;k g&ouml;k cismidir. &Ccedil;ok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, y&uuml;zeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit g&uuml;&ccedil;te patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu D&uuml;nyamız'ın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n 40-50 katı olan alevler fışkırır. <br><br>Ateşten bir topa benzeyen G&uuml;neş, y&uuml;zeyinden &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ısı ve ışık yayar. Eğer, G&uuml;neş olmasaydı, her zaman gece olurdu ve her yer buzla kaplı olurdu. En &ouml;nemlisi D&uuml;nya'da yaşam yani biz olamazdık. G&uuml;neş'in sıcaklığı derece 6000 dış y&uuml;zeyinde, i&ccedil;indeki sıcaklık ise 12 milyon derece dir.<br><br><br><div><font>&nbsp;</font></div><br></description>
</item>

<item>
<title>Gunes sistemi</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=21</link>
<description><strong>G&uuml;neş sistemi</strong> :G&uuml;neş ve uyduları ile birlikte gezegenler, kuyruklu yıldızlar ve meteor akımları da d&acirc;hil olmak &uuml;zere, onun etr&acirc;fında d&ouml;nen g&ouml;k cisimleri. G&uuml;neş ve g&uuml;neş &ccedil;evresinde dolanan g&ouml;k cisimlerinden meydana gelir. G&uuml;neş sisteminde gezegen, uydu, kuyruklu yıldız ve meteor bulunur. G&uuml;neş sisteminin oluşumu ile ilgili en &ccedil;ok bilinen teoridir.<br><br>Bu teoriye g&ouml;re g&uuml;neş sistemi &ouml;nce bir nebula (kızgın gaz k&uuml;tlesi) idi. Daha sonra nebula soğuduk&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;ld&uuml; ve ekseni etrafındaki d&ouml;nme hızı arttı. B&ouml;ylece merkez ka&ccedil; kuvvetinin etkisiyle g&uuml;neşten kopan par&ccedil;alar uzaya yayıldı. <br><br>G&uuml;neş Sistemi&rsquo;nde bulunan b&uuml;t&uuml;n g&ouml;k cisimleri G&uuml;neşin &ccedil;ekim etkisi altındadır ve onun etrafında d&ouml;nerler. Bu hareket, odak noktalarının birinde G&uuml;neş yer alan elips şeklindeki bir y&ouml;r&uuml;nge &uuml;zerinde olmaktadır. G&uuml;neş Sistemi, b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle ve aynı y&ouml;nde d&ouml;nen bir disk şeklinde hareket halindedir. G&uuml;neş Sistemi&rsquo;nin &ccedil;apı yaklaşık 30 ışık yılı kadardır. G&uuml;neş sisteminde D&uuml;nyadan başka 8 gezegen vardır. Bunlar; <br><br>G&uuml;neş sistemindeki gezegenler ve D&uuml;nyaya g&ouml;re b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri <br>Merk&uuml;r (Utarit) 0.4 <br>Ven&uuml;s (Z&uuml;hre) 0.95 <br>D&uuml;nya (Yer) 1 <br>Mars (Merih) 0.5 <br>J&uuml;piter(M&uuml;şteri) 11 <br>Sat&uuml;rn (Z&uuml;hal) 9.5 <br>Uran&uuml;s 4 <br>Nept&uuml;n 4 <br>Pl&uuml;ton 0.2 <br><br>G&uuml;neş: G&uuml;neş Sistemindeki 200 milyar yıldızdan birisi olan G&uuml;neş k&uuml;tlesi sıcak gazlardan oluşan ve &ccedil;evresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır.<br><br>G&uuml;neşin &ccedil;apı d&uuml;nya &ccedil;apının 110 katı (1.4 milyon km), hacmi 1.3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. G&uuml;neşin yoğunluğu ise D&uuml;nyanın yoğunluğunun &frac14;&rsquo;&uuml; kadardır. G&uuml;neş kendi ekseni etrafında saatte 70 000 km hızla d&ouml;ner. Bir turunu ise 25 g&uuml;nde tamamlar.<br><br>G&uuml;neş % 75 hidrojen, % 20 helyum ve % 5&rsquo;de diğer elementlerden oluşur. G&uuml;neşte hidrojenin helyuma d&ouml;n&uuml;şmesi sırasında (f&uuml;zyon - erime birleşme) b&uuml;y&uuml;k bir enerji ortaya &ccedil;ıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Buda her saniye G&uuml;neşin 4.5 milyon ton hafiflemesine yol a&ccedil;ar. G&uuml;neşteki f&uuml;zyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km y&uuml;kselir ki bu olaya G&uuml;neş Fırtınası denir. Bu bilgilere bakarak g&uuml;n&uuml;n birinde G&uuml;neşin &ccedil;evresine ısı ve ışık yayamayacağını ve dolayısı ile yery&uuml;z&uuml;nde yaşamın sona ereceğini d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Ancak bu &ccedil;ok uzun yıllar sonra olacak bir olaydır. <br><br>G&uuml;neşin y&uuml;zey ısısı 6 000 &deg;C ve merkezindeki ısı ise 1.5 milyon &deg;C&rsquo;dir. G&uuml;neşten &ccedil;ıkan enerjinin 2 milyonda birlik kısmı yery&uuml;z&uuml;ne ulaşır. G&uuml;neş&rsquo;in &uuml;&ccedil; g&uuml;nde yaymış olduğu enerji, D&uuml;nya&rsquo;da bilinen b&uuml;t&uuml;n petrol, k&ouml;m&uuml;r ve ormanlardan elde edilecek enerjiye eşittir. G&uuml;neş ışınları 8.5 dakikada yery&uuml;z&uuml;ne ulaşır.<br><br>G&uuml;neş Sistemindeki Gezegenlerin &Ouml;zellikleri<br><br>1. B&uuml;t&uuml;n gezegenler elips şeklinde bir y&ouml;r&uuml;ngede hareket ederler. Hızları ve y&ouml;r&uuml;nge uzunlukları farklıdır. Y&ouml;r&uuml;ngeleri birbirleri ile kesişir.<br><br>2. Gezegenler hem G&uuml;neş etrafında hem de kendi ekseni etrafında d&ouml;nerler.<br><br>3. En k&uuml;&ccedil;&uuml;k gezegen Pl&uuml;ton, en b&uuml;y&uuml;k gezegen ise J&uuml;piter&rsquo;dir.<br><br>4. G&uuml;neş'e en yakın gezegen Merk&uuml;r, bilinen en uzak gezegen ise Pl&uuml;ton&rsquo;dur.<br><br>5. D&uuml;nya&rsquo;ya en yakın gezegen Ven&uuml;s&rsquo;t&uuml;r.<br><br>6. D&uuml;nya&rsquo;nın 1, Mars ve Nept&uuml;n&rsquo;&uuml;n 2, Uran&uuml;s&rsquo;&uuml;n 6, Sat&uuml;rn&rsquo;&uuml;n 10 ve J&uuml;piter&rsquo;in 12 uydusu vardır. Merk&uuml;r ve Pl&uuml;ton&rsquo;un uydusu yoktur.<br><br>7. G&uuml;neş'e yakın olan gezegenler daha hızlı, uzak olan gezegenler ise daha yavaş hareket ederler. Uzak olan gezegenlerin y&ouml;r&uuml;ngeleri daha uzun olduğu i&ccedil;in G&uuml;neş etrafındaki d&ouml;n&uuml;şlerini daha ge&ccedil; tamamlarlar. <br><br>8. B&uuml;t&uuml;n gezegenler hem kendi, hem de G&uuml;neş etrafında batıdan doğuya doğru d&ouml;nerler.<br><br>9. B&uuml;t&uuml;n gezegenlerin y&ouml;r&uuml;nge d&uuml;zlemleri, G&uuml;neş'in ekvator d&uuml;zlemi i&ccedil;inde yer alır.<br><br>10. B&uuml;t&uuml;n gezegenlerin eksenleri ile y&ouml;r&uuml;nge d&uuml;zlemleri arasında eğiklik vardır.<br><br>11. J&uuml;piter, Sat&uuml;rn, Uran&uuml;s ve Nept&uuml;n gibi gezegenlerin yoğunlukları k&uuml;&ccedil;&uuml;k gezegenlere g&ouml;re daha azdır. Bunun nedeni b&uuml;y&uuml;k gezegenlerin bileşimlerinin daha hafif maddelerden oluşmasıdır.<br><br></description>
</item>

<item>
<title>M&uuml;jde!!!</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=20</link>
<description>M&uuml;jde!!!Profesyonel olmasa da bir ansiklopedi b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;ılıyor.Ana sayfanın sağ &uuml;st k&ouml;şesinse g&ouml;receksiniz.Oraya simdilik Dunya Gunes Ve Ay ile ilgili seyler koyacagız</description>
</item>

<item>
<title>&#039;&#039;N&uuml;kleer enerjide yer belirlemeleri tamam&quot;</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=18</link>
<description><font>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''N&uuml;kleer enerjide T&uuml;rkiye olarak yer belirlemelerini yaptık. İnşallah bunun da adımını atacağız. &Ccedil;alışmalarımız şeffaf bir şekilde s&uuml;r&uuml;yor'' dedi.&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br><br>Erdoğan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji &Uuml;niversitesi'nde d&uuml;zenlenen ''3. T&uuml;rkiye B&ouml;lgesel ve Sekt&ouml;rel Ekonomi Şurası''nda yaptığı konuşmada, enerji ve istihdam maliyetleri başta olmak &uuml;zere T&uuml;rk sanayinin d&uuml;nya ile rekabet etmesini etkileyen b&uuml;t&uuml;n şartları, rakiplerle eşit şartlara getirebilmek i&ccedil;in T&uuml;rk iş d&uuml;nyasının yapacağı<br>katkıların da farkında olduklarını s&ouml;yledi. Başbakan Erdoğan, ş&ouml;yle konuştu:&nbsp;<br><br>''Bunun i&ccedil;in de inşallah gerek termik santrallerde, gerek hidroelektrik santrallerde yenilenebilir enerji alanlarında ve yeni bir adım inşallah &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki aylarda atacağız. O da n&uuml;kleer enerjide T&uuml;rkiye olarak yer belirlemelerini yaptık. İnşallah bunun da adımını atacağız. &Ccedil;alışmalarımız şeffaf bir şekilde s&uuml;r&uuml;yor.&nbsp;<br><br>Derdimiz, enerjide doğabilecek bir sıkıntıyı şimdiden giderebilmek. Daha &ouml;nce enerjide 2 yıl sonra artık T&uuml;rkiye'nin hali ne olacak, battık bittik diyenler ortada vardı. Ve ondan sonra doğalgaz &ccedil;evrim santrallerine T&uuml;rkiye teslim edildi. Ve şu anda eğer sanayide enerjiyi pahalı kullanıyorsak, bunun tek nedeni doğal gaz &ccedil;evrim<br>santrallerinden &ccedil;ok pahalı olarak kullanılan enerjidir. Maliyeti pahalı olan enerjidir.&nbsp;<br><br>Bundan sonra aynı yanlışın i&ccedil;ine d&uuml;şmek istemiyoruz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, doğalgazı biz &uuml;retmiyoruz. Satın alıyoruz, bağımsız değiliz, her an her t&uuml;rl&uuml; sıkıntı yaşanabilir, bundan da kurtulmanın gayreti i&ccedil;indeyiz. Bu konuda da gece g&uuml;nd&uuml;z &ccedil;alışıyoruz.''&nbsp;<br><br>Erdoğan, AB s&uuml;recine ilişkin ise şunları kaydetti: ''Burada s&uuml;rekli bize m&uuml;dahaleler yapılır mı, şu olur mu, bu olur mu? Ne g&uuml;ne duruyoruz? Her şeyi oturursun, bunlar masada konuşulacak şeylerdir. Yıllar yılı bir şeylere kilitlendik. B&uuml;t&uuml;n mesele onurumuzu, milli değerlerden alarak &ccedil;er&ccedil;evelediğimiz onurumuzu, o tarihten gelen<br>birikimlerimizi, b&uuml;t&uuml;n değerlerimizi gayet g&uuml;zel bir şekilde koruduğumuz takdirde, g&uuml;c&uuml;m&uuml;z&uuml; oradan aldığımız takdirde kusura bakmayın kimse T&uuml;rkiye'nin mayasıyla oynayamaz. Asıl olan da bu mayanın korunması ve daha geniş mayalamaları yapabilmesidir</font></description>
</item>

<item>
<title>Alkol</title>
<link>http://www.eznuke.com/forumcafe/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=17</link>
<description><strong><font color="#ffffff">Alkol ve Sağlığımız...</font></strong> <table><tr><td><table><tr><td><font>&nbsp;Alkol&uuml;n zararları &uuml;lkemizde de bilinen bir ger&ccedil;ektir. İnsanlar y&uuml;zyıllardan beridir alkolle birlikte yaşamış, zararları bilinse de bazıları i&ccedil;in vazge&ccedil;ilmez olmuş, alkolik olma durumuna kadar gitmiştir. Bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;m&uuml;zde alkol&uuml;n zararları ve alkol komaları hakkında ilgiler vermeye &ccedil;alışacağız.</font></td></tr><tr><td><strong><font>&nbsp;&nbsp;&nbsp; ALKOL&Uuml;N V&Uuml;CUDUMUZA ETKİLERİ:</font></strong><font><br>&nbsp; Alkol v&uuml;cudumuza alınır alınmaz sindirim kanalında emilip, kana, h&uuml;cre dışı boşluklara yayılır ve dokulara dağılır. Alınan alkol&uuml;n &ccedil;okaz miktarı(%3) solunan havayla, idrarla ve t&uuml;k&uuml;r&uuml;kle dışarı atılırken, geri kalan miktarı da kanı ve dokuları yavaş yavaş arıtan karaciğerdeki y&uuml;kseltgenme yoluyla atılır. Alkol &ouml;zellikle karaciğer ve sinir dokusunu bozar.</font></td></tr><tr><td><font><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İvegen Alkoliklik:<br></strong>&nbsp; İvegen alkoliklik en sık rastlanan zehirlenmelerden biridir. &Ouml;l&uuml;m tehlikesi yaratır. 300 gram etil alkol&uuml;n(yaklaşık 1 şişe viski) 1 saatte i&ccedil;ilmesinin bir yetişkini &ouml;ld&uuml;rebileceği bilinmektedir.<br>&nbsp; Zehirlenme, alkoll&uuml; i&ccedil;kilerin aşırı ve hızlı i&ccedil;ilmesinin hemen ardından başlar ve sarhoşlukla kendini g&ouml;sterir. Sarhoşluk durumu &ouml;nce rahatlık ve gevşemeyle ortaya &ccedil;ıkan ruhsal&nbsp; bir&nbsp; uyarılma&nbsp; d&ouml;nemiyle&nbsp; başlar;&nbsp; sonra sa&ccedil;malama konuşma tutarsızlığı, duyumsal&nbsp; yanılsama, dikkat, yargı ve bellek yitimi, y&ouml;n şaşırma, bilin&ccedil;sizlik gibi değişik d&uuml;zensizlikler ortaya &ccedil;ıkar.&nbsp; Daha sonrada sinir sisteminin&nbsp; bozulduğunu&nbsp; g&ouml;steren&nbsp; bazı&nbsp; d&uuml;zensizlikler g&ouml;r&uuml;l&uuml;r: Sarhoş sendeler, iyi g&ouml;rmemeye, bazen de &ccedil;ift g&ouml;rmeye başlar; acıya ve soğuğa karşı duyarsızlaşır.<br>&nbsp; Daha ileri bir d&uuml;zeyde ortaya &ccedil;ıkan alkol komasında, hareket etme ve duyarlılık kesin olarak ortadan kalkar; nabız atışları yavaşlayıp zayıflar; beden ısısı normalin altına d&uuml;şer: Bu durum &ouml;l&uuml;me yol a&ccedil;abilir. Genellikle alkol komasını derin bir uyku d&ouml;nemi izler; sonra, karaciğerin iyi &ccedil;alışmadığını g&ouml;steren sarılık ve sindirim bozukluğu ortaya &ccedil;ıkar. Alkole dayanıklılık kişiye g&ouml;re değiştiği i&ccedil;in, sarhoşlukta &ccedil;eşitli bi&ccedil;imlere b&uuml;r&uuml;n&uuml;r.&nbsp; Alkol&uuml;n kişiyi etkileme derecesi, kişilerin bedensel ve ruhsal sağlık durumlarına, beden ağırlıklarına, sindirim koşullarına g&ouml;re değişir. Arı alkol, yoğunluğu azaltılmış alkolden daha zararlıdır. Ayrıca, a&ccedil; karnına i&ccedil;ilen alkol, yemek sırasında i&ccedil;ilen alkolden daha etkili olur.</font></td></tr><tr><td><font>&nbsp;<strong>&nbsp;&nbsp; S&uuml;reğen Alkoliklik:<br></strong>&nbsp; S&uuml;reğen alkoliklik, bir uyuşturucu madde d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r: Kişi alkol&uuml;n sağladığı huzuru ve gevşemeyi arar, b&ouml;ylece bir gereksinim doğar. Alkol&uuml;n s&uuml;rekli kullanılmasıyla kişinin bedensel dayanıklılığı azalır ve bulaşıcı hastalıklardan &ccedil;ok &ccedil;abuk etkilenir. Daha sonra, sinir sisteminin sarsıldığını g&ouml;steren zihinsel bozukluklar ortaya &ccedil;ıkar: Uyku bozuklukları, zihinsel yetenek bozuklukları, kişilik bozuklukları. Bu ruhsal zayıflık anında, bir sayıklama durumu ortaya &ccedil;ıkabilir. Meydana gelen kriz, bir sarsıntıyla ya da bir hastalığın belirmesiyle başlar. İ&ccedil; sıkıntısı, genel ve şiddetli bir titremeyle birlikte hastaya &ccedil;eşitli hayaller(devler, cesetler, hayvanlar vb.) g&ouml;rmeye başlar ve b&uuml;y&uuml;k bir korkuya kapılır. Hayaller g&ouml;rsel yada işitsel olabilir. Kriz birka&ccedil; g&uuml;n s&uuml;r&uuml;p ge&ccedil;er, ama yeniden gelebilir. Alkolden kaynaklanan polinvirit(yaygın &ccedil;evre sinirleri iltihaplanması), sinir sisteminin bozulduğunu g&ouml;sterir. Aynı anda &ccedil;eşitli organların da &ccedil;alışmasında da bozukluklar ortaya &ccedil;ıkar: Sabahları balgam &ccedil;ıkarma, bulantı ve iştahsızlık, sindirim sisteminide etkilendiğinin belirtileridir. Karaciğer yetersizliği g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e artar. Sonunda karaciğerin b&uuml;y&uuml;mesine ya da kaburgalar altında b&uuml;z&uuml;lmesine yol a&ccedil;an siroz hastalığı oluşur. Ayrıca, kalpte ve i&ccedil; salgı bezlerinde bozukluklar ortaya &ccedil;ıkar.</font></td></tr><tr><td><font><font color="#f8c456">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </font><strong>Tedavi:<br></strong><font color="#f8c456">&nbsp; </font>Alkolikliğin tedavisi son derece nazik bir konudur ve hastanın tedaviyi tam olarak benimsemesi gerekmektedir.&Ouml;nce alkol alışkanlığının giderilmesine &ccedil;alışılır: Kolay iyileşebilecek durumlar s&ouml;z konusu olduğunda, hastanın etkinliğini aksatmayan bir tedavi se&ccedil;ilir. Ancak durum ağırsa, hastanın yaklaşık 3 hafta hastanede yatması gerekmektedir. Tedavi &uuml;&ccedil; aşamalı s&uuml;rd&uuml;r&uuml;l&uuml;r: Toplardamarın i&ccedil;ine alkol şırınga ederek alkol&uuml;n ağızdan alınımını engelleme; apomorfin iğneleri yapılarak alkolden tiksinti duyulmasını sağlama; di s&uuml;lf&uuml;rlerle tedaviyi s&uuml;rd&uuml;rme. Ayrıca tedavi, genellikle, psikoterapiyle, hastanın mesleğiyle ilgili bir d&uuml;zenlemeye gidilmesiyle ve hastaların tıbbi g&ouml;zetim altında tutulması ile tamamlanmalıdır. En b&uuml;y&uuml;k tehlike, hastanın bir s&uuml;re sonra tekrar i&ccedil;kiye başlamasıdır. Bu gibi durumlarda &ccedil;evre fakt&ouml;r&uuml;n&uuml;n etkili olacağı g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurulmalı, hastanın bu gibi &ccedil;evrelerden uzak kalması sağlanmalıdır.</font></td></tr><tr><td>&nbsp; </td></tr></table></td></tr></table></description>
</item>

</channel>
</rss>