|
|
|
|
|
Languages |
|
|
Site Lisanını Seçin
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Random Headlines |
|
|
 [ ]
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
PDABuzz |
|
|
Tue October-7-2008 UTC| Las Vegas, Nevada | | Latitude: North 36.2 | | Longitude: West -115.2 | | Sunrise is at: 5:41 AM | | Sunset is at: 5:16 PM |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Nükleer Enerji |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 09.05.2006 Saat: 00:00 (67 okuma) |
|
|
Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon - parçalanma - bölünme - bozunma) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon - birleşme - biraraya gelme) sonucu çok büyük bir miktarda eneji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad). Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füzyon reaktörü henüz kurulamamıştır. Atom Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçasına atom denir. Evrende bilinen bütün maddeler (kozmik madde, yüksek enerjili madde ve anti madde hariç), pozitif yüklü bir çekirdek ve etrafında dönen negatif yüklü elektronlardan oluşan yaklaşık 100 farklı atomdan meydana gelmektedirler. Atomun çekirdeği ise nükleon olarak adlandırılan ve elektronlara göre yaklaşık 2000 kat daha ağır olan, artı yüklü proton ve yüksüz nötronlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu üç parçacık, etrafımızdaki sonsuz çeşitlilikteki maddenin temel yapı taşlarıdır. Şu andaki bilgilerimiza göre elektronlar, kendilerini oluşturan alt parçacıklar olmadığından temel parçacık olarak kabul edilirler. Nükleonlar ise, elektronun "-1" yüklü olduğu varsayıldığında, "+2/3" veya "-1/3" elektrik yükünde olan quark adı verilen üç alt parçacıkdan oluşmuşlardır. Molekül: Doğada atomlar genellikle daha kararlı enerji seviyelerinde bulunmak amacıyla yörüngelerinde bulunan elektronları başka atomlarla paylaşırlar. Atomların bir araya gelmesi ile moleküller oluşur. Bir elementte aynı cins atomlar tek olarak veya moleküller halinde biraradadır. Kimyasal Tepkime: İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, moleküllerdeki atomların aralarında yeniden düzenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir özelliği, ilgili atomların çekirdeklerinde bulunan parçacık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir. Çekirdek Tepkimesi: Kimyasal reaksiyonların aksine atomların çekirdeklerinde bulunan parçacıkların kendi aralarında veya dışarıdan gelen bir etki sonucunda değişimleri sonucunda çekirdek tepkimeleri oluşur. Çekirdek tepkimesi sonucunda eğer proton sayısı değişiyor ise farklı bir elemente ait bir atom oluşmuş olur. Fisyon (Çekirdek Parçalanması): Fisyon bir nötronun, uranyum gibi ağır bir element atomunun çekirdeğine çarparak yutulması, bunun sonucunda bu atomun kararsız hale gelerek daha küçük iki veya daha fazla farklı çekirdeğe bölünmesi reaksiyonudur. Dolayısıyla Fisyon, bir çekirdek tepkimesidir. Parçalanma sonucunda ortaya çıkan atomlara fisyon ürünleri denir. Bunların bazıları radyoaktiftir. Bir nötron yutulması ile başlayan fisyon tepkimesi sonucunda, büyük miktarda enerji ile birlikte, birden fazla nötron ortaya çıkar. Çekirdek tepkimeleri sonucunda açığa çıkan enerji, kimyasal tepkimelere göre yaklaşık bir milyon kat düzeyinde daha fazladır. Zincirleme Reaksiyon: Fisyon sonucunda ortaya çıkan nötronların, ortamda bulunan diğer fisyon yapabilen atom çekirdekleri tarafından yutularak, onları da aynı reaksiyona sokması ve bunun ardışık olarak tekrarlanmasıdır. Kontrolsuz bir zincirleme reaksiyon, anlık bir süre içinde çok büyük bir enerjinin ortaya çıkmasına neden olur. Atom bombasının patlaması bu şekildedir. Nükleer santrallarda ise zincirleme reaksiyon kontrollu bir şekilde yapılır. Bu kontrolun kaybedilerek nükleer yakıtın bir bomba haline dönüşmesi fiziksel olarak olanaksızdır. Füzyon (Çekirdek Birleşmesi): Hafif radyoaktif atom çekirdeklerinin birleşerek daha ağır atom çekirdeklerini meydana getirmesi olayıdır. Füzyon tepkimesinde ortaya çıkan sıcaklık çok daha büyüktür. Güneşteki tepkimeler bu gruba girer. (Daha geniş bilgi için: >>)  | | İLK NÜKLEER TEPKİMEYi KİM BULDU?
Einstein, 1905 yılında E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyadaki insan yapısı ilk nükleer reaktör 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri' nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu. Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika'da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır. Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir. Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santralı Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve 1957'de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951'de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
|
NÜKLEER ENERJİNİN DÜNYADAKİ DURUMU NEDİR?
İşletmede olan santralların sayısı: 442 adet İşletmede olan santralların net gücü: 356.746 MW(e) Üretilen enerji: 2544 TWsaat Nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16 İnşa halindeki santralların sayısı: 35 adet İnşa halindeki santralların net gücü: 27.743 MW(e), İşletme deneyimi:10586 reaktör-yıl (Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eylül 2002) Bazı Ülkelerin Elektrik Üretiminde Nükleer Enerjinin Payı: Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak *****huriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek *****huriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika *****huriyeti: %7, Hindistan: %4. DÜNYA NÜKLEER ENERJİDEN VAZGEÇİYOR MU?
Ülkeler, enerji politikalarını belirlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, nüfus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında çeşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her ülkenin kendine özgü bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu çerçeveden bakıldığında, dünyada nükleer enerjiden vazgeçildiğini söylemek son derece yanıltıcı olur. Aralık 2000 - Eylül 2002 tarihleri arasında dünyada kurulu bulunan nükleer santral sayısı 438'den 442'ye çıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW'dan 357.000 MW'a çıkmıştır. Bu dönemde işletmeye giren santrallar:
- Çin'de 2 ünite
- Japonya'da 1 ünite
- G. Kore *****huriyeti 2 ünite
- Rusya Federasyonu 1 ünite
- Aynı dönemde İngiltere'de 2 ünite devre dışı bırakılmıştır.
Dünyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:
Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1), Çin (6), Çek *****huriyeti (1), Hindistan (8), İran (2), Japonya (3), K. Kore (1), G. Kore (2), Romanya (1), Rusya Federasyonu (2), Slovak *****huriyeti (2), Ukrayna (4), Tayvan (2). Ayrıca, Finlandiya da yeni bir nükleer santralı kurma kararı almıştır. - Mayıs 2001'de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, özellikle kaynak çeşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, kömür ve petrol) yönelmenin yanında nükleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni nükleer santralları devreye almayı planlamaktadır.
- G. Afrika *****huriyeti'nde 10 adet herbiri 120 MWe gücünde çakıl yataklı modüler reaktörden oluşan proje devam etmektedir
- Çin'de 2010 yılına kadar 10.000 MW'lik bir nükleer program planlanmaktadır
NÜKLEER SANTRALLARLA İLGİLİ GÖRÜŞLER Bu sayfada nükleer santrallarla ilgili olumlu veya olumsuz görüşler sunulmaktadır. Lütfen, burada yayınlanmasını istediğiniz görüşlerinizi, varsa yararlandığınız kaynakları belirterek webposta@taek.gov.tr adresine gönderiniz. Katkılarınızla, bu görüşlerin bir arada sunulması ve farklı görüşler arasında bir köprü oluşması hedeflenmektedir. Olumsuz
| Olumlu
| Doğal Gaz / Nükleer
| Ülkemizde enerji konjektürü değişmiştir, 20 yıl önce hayal bile edilemeyen doğal gaz kullanılmaktadır.
| Elektrik üretiminin sürekliliği yönünden, nükleer santrallar, termik ve hidrolik santrallara göre daha güvenli ve emre amadedir.
Günümüzde elektrik enerjisi üretimi için artan bir hızda kullanılmaya başlayan gaz santrallarının da toplam enerji üretimindeki yüzdesinin belli bir oranı geçmesi stratejik olarak ülke çıkarlarıyla bağdaşmayacaktır.
Hali hazırda, Türkiye’nin olası bir gaz kesinti riskini varsayarak, gaz kullanarak elde edilen enerjinin genel enerji üretimi oranına getirdiği bir kısıntı yoktur. ( Gaz depolama kapasitesi ise 1996 yılında 8 günlük tüketim idi).
| Enerji Talebi, Yenilenebilir enerji
| Enerji talep tahminlerinin sağlıklı yapılmamasından dolayı var olacak açık abartılmıştır.
Hidrolik ve termik yerli potansiyelimiz var olanın çok altında hesaplanmıştır, 1970'li yılların sonlarında termik kapasite en çok 50 GWs, hidrolik kapasite ençok 75 GWs, günümüzde ise termik 120 GWs, hidrolik kapasite ise 125 GWs olarak tahmin edilmektedir, hidrolik potansiyelimizin daha yüzde 70’inin bakir durumda olmasından dolayı nükleer enerji teknik bir zorunluluk olamaz ve acele edilmemelidir,
| 2000 yılından sonra tahmin edilen talebin karşılanabilmesi için ilave güç santrallarına ihtiyaç bulunmaktadır, yerli hidrolik ve termik kaynaklar yetersiz olduğu için, ithal kaynaklı seçenekler içinde nükleerin de olması gereklidir.
| Rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklar, dünya enerji üretiminde azımsanamayacak katkılar sağlamaktadırlar.
| Rüzgar, güneş veya jeotermal enerji kullanımının yöresel katkılarının dışında genel enerji açığını karşılamaktan uzaktır.
Dünya elektrik enerjisi üretiminin %80'inin yenilenemeyen kaynaklardan, %19'u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta, rüzgar, güneş, jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir kaynakların payı ise %1’in altında kalmaktadır. (Ref: Nükleer Mühendisler Derneği).
Nükleer santrallarda kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında avantajları bulunmaktadır, 1000 MWe üreten bir nükleer santral her yıl yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt tüketir.
Toryum madeninin nükleer santrallarda yerli rezerv olarak kullanıldığında, ülke enerji gereksiniminin karşılanmasında çok ciddi bir alternatif olabileceği düşünülmelidir.
Türkiye'nin toryum rezervlerinin çıkarılmasının toryum tenörünün düşük olmasına rağmen nadir toprak elementlerinin değerlendirilmesi ile birlikte düşünüldüğünde fizibil olabilecektir.
| Verimlilik, enerji kayıpları
| Enerji açığının karşılanmasında acil olarak yeni kaynaklar yaratmak yerine var olan kapasiteyi daha verimli kullanmak için dağıtım şebekesinin rehabilite edilmesi gerekmektedir, Şebeke kayıpları %18 civarındadır, 2010 yılında düşünülen 2000 MWe nükleer kapasitenin, üretilecek toplam enerjinin %5'ini geçemeyeceği hesaplanmıştır, bu %5 ile uğraşmak yerine %18 değerinin azaltılması gerekir.
| Kayıplar, iletim ve dağıtım olarak iki türlüdür. İletim kayıpları uluslararası standartlarda olduğu halde faturalanmamış kayıplar dağıtımda önemli bir yüzdeyi oluşturmaktadır.
| Nükleer atıklar
| | | Nükleer santrallarda kullanılan kullanılmış yakıtlar, 10-20 yıl süre ile santral sahasında saklanacaklardır. Bu dönemde aktivitelerinin %98'inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl sorunu oluşturan uzun ömürlü radyoaktif maddeler de camlaştırılacak, camlaştırılan bu maddeler de kademeli koruma mantığı çerçevesinde kurşun, beton ve korozyona dayanıklı kaplar içine konulacak, bu kaplar da jeolojik olarak kararlı bölgelerde yerin yaklaşık 1000 m altında hazırlanacak beton zırhlı galerilerde saklanacaktır.
1000 MWe gücündeki bir nükleer reaktör, yılda yaklaşık olarak 27 ton (7 m3) kullanılmış yakıt atığı üretmektedir.
| Teknoloji
| Nükleer enerji üretimi, dünyada vaz geçilen bir teknolojidir.
Türkiye'de yapılması planlanan santral, modası geçmiş ve eski teknoloji ile tasarlanmış olacaktır.
| Dünya geneline bakıldığında yeni kurulacak nükleer santralların sayısının çok sınırlı kaldığı doğrudur, ancak her ülkenin enerji planları, kendisine özgü özellikler taşımaktadır. Bu bağlamda herhangi bir teknolojinin kullanım artış hızı, dünya ve bölgesel koşulların paralelinde, dönem dönem değişiklikler arzedebilir. Bu gün Avrupa'da bir çok ülkede yeni nükleer santral yapımından vaz geçildiği kesinlikle doğru değildir. Bu ülkelerin enerji stratejilerine bakıldığında enerji açıklarını ağırlıklı olarak Fransa’dan karşıladıkları görülür. Fransa, toplam enerji üretiminin %75'ini nükleerden sağlamakla birlikte, aynı zamanda nükleer enerjiye dayalı bir enerji ihracatçısı konumuna gelmiştir. 2000 yılındaki toplam ihracatını yaklaşık olarak 70 TWh olacak şekilde planlanlamaktadır. Günümüzde Fransa'nın diğer Avrupa ülkelerine yaptığı ihracat: 17000 GWh (İngiltere), 15000 GWh (Almanya), 18000 GWh (İtalya), 7500 GWh (İsviçre).
Bazı Avrupa ülkelerinin yeni nükleer santral kurmama kararının altında, o ülkelerin bu teknolojiden vaz geçtikleri anlamı çıkarılmamalıdır. Sadece öznel koşulların getirdiği stratejiler çerçevesinde başka ülkelerden özellikle Fransa'dan enerji ithal etme yönünde tercihleri, pratikte, nükleer kaynaklı enerji kullanımında artış yaptıklarını göstermektedir. Bugün Alman Siemens firması, Almanya'da yeni bir nükleer santral kurulmasa bile, Framatom (Fransa) ile birlikte nükleer teknoloji alanında yatırım yapmakta ve yeni bir nükleer reaktör tipi (EPR) üzerinde çalışmaktadır. EPR reaktörlerinin ilk olarak Fransa’da kurulması planlanmaktadır. Ayrıca, Almanya'da ileriye yönelik toryum yakıtlı çevrimler üzerinde çalışılmaktadır. (Ref: Nuclear Engineering International, February 1996)
Türkiye'ye teklif edilen nükleer santrallar için, kurucu firmanın kendi ülkesinde kurduğu santralların en yenisi örnek alınacaktır. Bu durum, TEAŞ'nin şartnamesinde güvence altına alınmştır. Bu bağlamda, kurucu firma, mutlaka bir referans santral göstermek zorunluluğundadır.
| Ülke sanayiine yüksek teknoloji ve kalite getireceği söylenen nükleer santrallar, bu beklentiyi boşa çıkaracaktır, çünkü ülkenin uzun vadeli nükleer teknoloji politikası ve buna yönelik insan kaynağı ve altyapı geliştirme niyeti bulunmamaktadır. Aksine dışa bağımlılığı artıracaktır.
Türkiye, var olan kapasitesiyle bir nükleer santralın kurulmasının, işletilmesinin ve denetiminin altından kalkamaz..
| Türkiye'deki var olan insan potansiyelinin ve kaynaklarının uygun şekilde organize edilmesi ve bu yöndeki siyasi destek, kararlılık ve sürekliliğin temin edilmesi ile nükleer teknojiyi ülke yararına kullanmak olanaklıdır. Olumlu düşünmek ve bunun için gerekli adımları atmak gereklidir.
Toryum potansiyelimizin de hammadde olarak enerji dışa bağımlılığımızı ortadan kaldırabilecek bir potansiyel olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
| Yer seçimi ve deprem
| Ülkemizde üzerine nükleer santral yapılacak yer yanlış seçilmiştir. Bu bölge, deprem bölgesindedir ve sismik analizleri tam yapılmamıştır.
| Akkuyu sahası, sismik olarak üzerinde Nükleer santral yapılabilecek en güvenli yerlerden biridir. Akkuyu ile ilgili yer analizleri, 1970'li yıllarda başlatılmıştır. İTÜ, MTA ve ODTÜ tarafından hazırlanan birbirleri ile uyumlu teknik raporlar bulunmaktadır ve bu çalışmalar da uluslararası düzeydedir.
Dünyada bir çok santral, sismik olarak Akkuyu’dan çok daha aktif bölgelerde güvenli olarak çalışmaktadırlar,
Nükleer santralların tasarımında esas alınan deprem kriterleri, klasik yapılarda kullanılanlara göre son derece tutucu kabuller içermektedir. Nükleer dışı yapılarda kullanılan tek bir deprem şiddeti değeri olmasına karşın, nükleer santrallar 1000 yıl ve 100000 yıllık bir zaman diliminde olası iki farklı en büyük deprem şiddetine göre tasarlanmaktadırlar. İlkinin olması durumunda, santral, deprem sonrası normal işletmesine devam edecek, İkincisinin olması durumunda ise birçok sistemin zarar göreceği var sayılmasına rağmen, santralı güvenli bir şekilde durduracak ve soğutulmasını sağlayacak sistemler ayakta kalacaktır.
| Olası Kazalar ve Güvenlik
| Dünyada kazalar saklanmaktadır ve hele Türkiye gibi bir ülkede nükleer santral işletmesiyle ilgili olumsuz her olay saklanacaktır.
| Nükleer santralların işletilmesi ile ilgili Türkiye bir çok uluslararası antlaşma ve sözleşmenin altına imza atmıştır,
Nükleer Güvenlik Denetimi Antlaşması ile, nükleer alanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Denetimini kabul etmekteyiz, Nükleer Kaza ve Radyolojik Acil Durum Hallerinde Yardımlaşma Sözleşmesi, Nükleer Kazaların Erken Bildirimi Sözleşmesi, Fiziksel Korunma Sözleşmesi, Nükleer Güvenlik Sözleşmesi gibi birçok uluslarası antlaşma ve anlaşmanın altında Türkiye'nin imzası bulunmaktadır.
Yurtdışı ve yurtiçi kamuoyunda nükleer enerji üretimiyle ilgili olan ve aslında nükleer santralların tasarımında göz önünde bulundurulan olağan dışı her olay maalesef kaza olarak tanıtılmaktadır.
| Çevre | Nükleer santrallar, radyoaktif çevresel kirliliğe yol açması nedeniyle son derece tehlikelidir.
| Fosil yakıtlı, özellikle kömür santralların, çevre etkisi nükleer santrallarla kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Tam tersine, nükleer santrallar, çevre etkisi bakımından tercih edilmesi gereken bir seçenektir,
Normal işletme koşulları altında çalışan nükleer reaktörler, dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktive düzeyi, normal doğal radyasyon seviyesinin %0.1-1'i ile sınırlandırılmıştır, pratikteki durum ise bu sınırların altındadır.
|
|
|
|
|
|
(yorumlar? | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Dogal Gaz |
|
|
Gönderen: ogun Tarih: 28.01.2006 Saat: 20:25 (2051 okuma) |
|
|
Ukrayna'dan doğalgaza güvence Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türkiye'nin Rusya'dan aldığı doğalgaz konusunda arz güvenliğinin sağlanması için Ukrayna tarafından gerekli sözü aldığını bildirdi.
Bazı açılış ve temaslar için Ukrayna'nın başkenti Kiev'de bulunan Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Ukrayna Başbakan 1. Yardımcısı ve Türkiye-Ukrayna Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Eş Bakanı Stanislav Stashevsky ile görüştü.
Bakan Tüzmen, basına kapalı olarak gerçekleşen görüşmede Türkiye'nin doğalgaz konusunda yaşadığı sıkıntıları aktardı.
Görüşmenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Tüzmen, ''doğalgazda son dönemde yaşanan sorunların mutlaka giderilmesi gerektiğini ilettik'' dedi.
Türkiye'nin Rusya'dan aldığı doğalgazda sürekliliğin sağlanması için kendilerine gerekli desteği vermelerini talep ettiğini belirten Tüzmen, Stashevsky'nin bu konuda çalışmaların tamamlandığını, gaz akışının sağlanması için kesin olarak talimat verildiğini söylediğini bildirdi.
Ukrayna'ya gelmeden önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile görüştüğünü belirten Tüzmen, şöyle konuştu:
''Türkiye'de son dönemde bu konuda yaşanan sıkıntıları Ukrayna tarafına aktardım. Doğalgazda arz güvenliğinin sağlanamamasının çalışmalarımızı ciddi olarak etkilediğini söyledim ve Rusya'dan Türkiye'ye doğalgaz akışında sürekliliğin sağlanması yönündeki talebimizi ilettim. Geldiğimiz noktada doğalgaz konusunda bizim açımızdan herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağı konusunda garanti verdiler. Biz de bu işin takipçisi olacağız, ama tahmin ediyorum en kısa zamanda sıkıntı giderilecek.''
|
|
|
(Devamı... | 2038 yorum | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Uzan fakir cýktý |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 01.03.2006 Saat: 00:00 (339 okuma) |
|
|
CEM UZAN FAKİR ÇIKTI!
Siyasi Partiler Kanunu'na muhalefetten yargılanan Uzan, mahkemede gayrimenkul sahibi olmadığını söyledi. 01 Mart 2006 Çarşamba 14:39
| Genç Parti (GP) Genel Başkanı Cem Uzan, "Mavi A.Ş’den Genç Parti’ye 19 milyon 750 bin YTL kaynak aktarılarak Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet edildiği" iddiasıyla kendisinin de aralarında bulunduğu 17 kişinin yargılandığı dava kapsamında ifade verdi.
İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan Cem Uzan, U***** İlkiz ve Hasan Kalafat katıldı. Davanın diğer 14 sanığı ise duruşmaya gelmedi.
Kimlik tespiti yapılan Cem Uzan, gayrimenkulu olup olmadığı ve gelirinin ne kadar olduğu yönündeki sorulara "Yok" şeklinde cevap verdi. İşi sorulan Uzan, Genç Parti Genel Başkanı olduğunu söyledi.
Mahkemeye 3 sayfalık yazılı savunma sunan Uzan, bu davaya ilişkin suçlamayı bir bürokratın yaptığını ve bu bürokratın doğrudan Adalet Bakanı’nın emri altında çalıştığını söyleyerek, "Burada bir partiye yapılan iftira söz konusudur. Hasım tarafı AK Parti’dir" dedi.
Siyasi partilerin hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlendiğini belirten Uzan, Anayasa Mahkemesi’nin Genç Parti’nin 2002 ve 2003 yıllarına ait hesaplarını incelendiğini ve ibra ettiğini söyledi.
Maliye Bakanlığı’nın, 2004 yılı Ocak ayında Genç Parti’nin hakkı olan hazine yardımını ödememek için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu ve bunun reddedildiğini ifade eden Uzan, bunun da siyasi iktidarın Genç Parti’ye karşı husumetinin bir sonucu olduğunu iddia etti.
Uzan, görülen bu davanın da aynı amaçla açıldığını öne sürdü.
U***** İlkiz ile Hasan Kalafat da haklarındaki suçlamaları kabul etmediklerini belirterek, yazılı savunma yaptılar.
Duruşma, dosyadaki eksikliklerin tamamlanması amacıyla ertelendi.
"MÜŞTEKİ" SIFATIYLA DA İFADE VERDİ
Cem Uzan, bu duruşmanın ardından AK Parti Grup Başkanvekili Salih Kapusuz hakkındaki bir şikayetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında "müşteki" sıfatıyla da savcıya ifade verdi.Uzan, daha sonra İstanbul Adalet Sarayı’ndan ayrıldı.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece *****huriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Cem Uzan, Mehmet Orhan Uğuroğlu, Şükrü Karadağ, İsmail Yavuz Onursal, Metin Öner, U***** İlkiz, Hacı Ahmet Baş, Mehmet Ali Akgül, İsa Esen, Fevzi Aksoy, Sadrettin Balman ve İsmail Hakkı Kuran’ın Genç Parti’nin 2002 yılındaki İcra Kurulu, Yusuf Bozan, Ahmet Yılmaz, Hasan Kalafat, Erkan İşler ve Cavit Uzun’un da Mavi A.Ş’nin yönetim kurulu üyeleri oldukları belirtiliyor.
Söz konusu şirketin 1 Temmuz 2002 ile 31 Aralık 2002 tarihleri arasındaki faaliyet giderlerinin incelenmesi sonucunda oluşturulan raporda 19 milyon 750 bin 479 YTL masrafın harcama yeri olarak Genç Parti’nin gösterildiği anlatılan iddianamede, bu paranın Genç Parti’nin organlarına nakit avans yoluyla kaynak olarak aktarıldığının anlaşıldığı ve partiye dolaylı bağış olarak kabul edildiği öne sürülüyor.
Bu işlemin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 66. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık oluşturduğu belirtilen iddianamede, sanıkların aynı kanunun 116. maddesi uyarınca 6 ay ile 1’er yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor. Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan dava, bu mahkemenin "yetkisizlik kararı" vermesi üzerine İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.
|
|
|
|
(Devamı... | 71 yorum | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ansiklopedi: Gunes |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 28.02.2006 Saat: 00:00 (934 okuma) |
|
|
Güneş'in yapısı
Güneş'in görünen yüzeyine ışıkküre (fotosfer) denir. Bunun üzerinde, renkküre (kromosfer) adını alan 5.000 km kalınlığında bir iç atmosfer vardır. Bunun da üzerinde, son derece yüksek sıcaklıktı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, Yer'e hatta daha ötelere kadar uzanır. Güneş, bir magnetik alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. İç bölümlerinde üretilen enerjinin yüzeye taşınmasının, magnetik alanın yüzeyde yol açtığı gelişmelerin ve dönme hareketinin etkisiyle son derece karmaşık hale gelen Güneş olaylarının incelenmesi, modern Güneş astronomisinin başlıca konulan arasındadır.
Güneş gözlemleri
Güneş, yüzyıllar boyunca tapınılan bir varlık olmuş ve bu nedenle fiziksel özellikleri pek incelenmemiştir. Atinalı filozof Anatsagaros İÖ 467 dolaylarında Aigos-Potamorye düşen büyük bir göktaşının Güneş'ten geldiğini ileri sürdü. Bundan kalkarak da Güneş'in Peloponne-sos'tan daha büyük, kızgın demirden oluşan bir cisim olduğu sonucuna vardı. Teleskopun keşfini izleyen yıllarda Galileo Galilei, Johannes Fabricius, Christoph Scheinger ve Thomas Harriot, aynı yıllarda Güneş lekelerini buldular ( 1610-11). İki yüzyıl sonra, 1843’te Alman amatör astronom Samuel Heinrich Schwabe, 33 yıl boyunca sürdürdüğü çok dikkatli gözlemlere dayanarak, Güneş lekelerinin sayısının 10 yıllık bir dönem içinde değiştiğini ortaya koydu. 1852’de bu çevrimin 11,2 yıl olduğu ve ayrıca 80 yıllık bir başka dönemin de bulunduğu anlaşıldı. 1858'de, yeni çevrimin başlangıcında ilk lekelerin ±30° enlemlerin çevresinde ortaya çıktığı ve çevrim ilerledikçe lekelerin giderek Güneş ekvatoruna doğru kaydığı ve ±8° enlemleri çevresinde toplandığı gözlendi.
1834'te Alman matematikçi ve astronom Carl Friedrich Gauss, magnetik olguların gözlenmesine yönelik ilk gözlemevini Göt-tingen'de kurdu. Bunu başkaları izledi. 1857'de, küçük günlük magnetik değişimlerin Güneş çevrimi ile ilintili olduğu gösterildi. 1904'te, şiddetli magnetik fırtınaların, büyük leke gruplarının merkezî meridyenden geçişiyle ilintili olduğu bulundu.
Yeni teleskopların ve çok ileri tekniklerin kullanıldığı yardımcı donanımlarla Güneş astronomisinde çok önemli gelişmeler sağlandı. Güneş lekelerinin fiziksel ve kimyasal yapısının anlaşılması spektroskopinin gelişmesinden sonra olanaklı oldu. 1870'teGüneş’teki lekelerinden salman ışınımın tayfında, molekül halinde bileşiklerin bulunduğunu gösteren karanlık bantlar keşfedildi. Daha sonra, bazı çizgilerin genişlemesinin, dara-larak keskinleşmesinin ye bazı karanlık çizgilerin tümüyle parlak çizgi durumuna gelmesinin, Güneş lekelerinin çevresindeki gazların parlamasından (bugün püskürtü olarak adlandırılır) kaynaklandığı ileri sürüldü. Spektroskopik incelemeler sonucunda 1909'da, lekelerin daha soğuk ve karanlık olan merkezinden (gölge) dış kısımlara (yarıgölge) doğru, saatte 2 km hızında bir gaz akımının bulunduğu belirlendi. 1913'te, lekelerin üstündeki atmosferin yüksek katmanlarından, leke merkezine doğru, tersine bir akımın varlığı saptandı. Spektrohelyo-grafın (güneş tayfçekeri) 189İ'de George Ellery Hale tarafından bulunuşu, Güneş'in hidrojen, kalsiyum ve öteki elementlerin iyon ve atomlarından salınan ışıkta incelenmesini olanaklı kıldı, böylece renkküreye ilişkin ayrıntılı bilgiler elde edildi. 1908'de Hale, Güneş lekelerinin magnetik niteliğini ortaya koymak amacıyla leke tayfındaki bazı atomlara ait çizgilerde yarılma ve kutuplanma olup olmadığını (Zeeman etkisi) araştırdı. Bunun için, Wilson Dağı Gözlemevi'nde büyük kule teleskoplar kuruldu, bunların zeminlerine spektroskoplar yerleştirildi. 1914-24 arasında Hale, güneş lekelerinde magnetik kutupların tersine dönmesi konusundaki yasaları geliştirdi. Hale Güneş'in genel magnetik alanını ölçmeye de niyetlendi, ama bu konudaki güvenilir ölçümler ancak 1948’de fotoelektrik magnetografın bulunmasından sonra gerçekleştirilebildi.
Alman fizikçi kendi yapımı çok geliştirilmiş bir spektroskopla Güneş tayfındaki karanlık çizgilerden 574 tanesini görsel olarak belirledi; bu çizgilerin çok belirgin olanlarını, bugün hâlâ çizgi tanısında kullanılan bir sistemle, A,a,B,C,D gibi harflerle gösterdi. Günümüzde Fraunhofer çizgileri olarak bilinen bu karanlık çizgilerin fiziksel anlamı, 1859'da Alman fizikçi Gustav Robert Kir-chhoff tarafından açıklandı. Kirchhoff, sıcak Güneş'i çevreleyen, kendisinin "çevirici katmanlar" olarak adlandırdığı ve tayftaki karanlık çizgileri oluşturduğu sanılan daha soğuk buhar katmanlarının bulunduğunu ileri sürdü. Laboratuvarda elde edilen tayflarla Güneş ışığı tayfının karşılaştırılması sonucunda, Güneş'te sekiz elementin varlığı saptandı. ABD'li fizikçi Henry Augustus Rowland, 1897'de 12 metre boyunda çok yüksek nitelikli bir Güneş tayfı fotoğrafı yayımladı. Bu tayf aracılığıyla, Güneş'te 39 kimyasal elementin varlığı kanıtlandı. Yer atmosferindeki ozonun soğurma etkisi nedeniyle, Rovvland'ın tayfı ancak morötesine kadar uzanabiliyordu. Bu sınır, atmosfer dışında (uzayda) gözlem yapılmasının olanaklı duruma gelmesiyle aşıldı. Günümüzde Güneş tayfı görünür ışık bölgesinden 1 ângströmden (A, 10~10 m) daha küçük dal-gaboylarına kadar elde edilmiştir. Kırmızıya doğru ise, 1888'de Güneş tayfı 53.000 A'ya kadar elde edilmişti. Yeni algılayıcılarla bu sınır, yalnızca Yer atmosferinin 25 mikrometreden büyük kızılötesi tayfını engelleyen su buharı kuşaklarıyla belirlenmektedir. Tayfın tümü, su buharı ve ozon soğurmalarından etkilenmeyecek kadar vükseâe çıkıldığında gözlenebilir. Güneş sıcaklığı. Güneş'in sıcaklığının belirlenmesi Güneş astronomisindeki en güç problemlerden biridir. İngiliz astronom Sir John Herschel Güney Afrika'da ve 1837'de Fransız fizikçi Claude-Servais-Mathias Pouil-let Fransa'da Güneş ışınlarının dik gelmesi ve tümünün soğurulması durumunda 1,8 cm derinliğindeki bir su katmanının sıcaklığını dakikada TC yükselttiğini gözlediler. Ölçüm tekniği ilke olarak çok kolaydı, ama atmosfer soğurması bilinmeyen bir faktör olarak kalıyordu. Son zamanlarda, balon ve uçak gözlemleri sonucu, dakikada 1,9b cal/cm2'lik bir güneş sabiti değeri bulundu. Güneş sabiti, Yer atmosferi dışında, ortalama Güneş-Yer uzaklığında, birim alana gelen toplam Güneş ışımasıdır.
Güneş, X ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalgaboyunda enerji yayınlar. Bu enerjinin yaklaşık yüzde 4O'ı tayfın görünür bölgesinde, yüzde 50'si kızılötesi bölgesinde, kalanı da morötesi bölgesinde salınır. Güneş'in yüzeyinden uzaya kaçan ışınım, Güneş atmosferinin farklı derinlikteki ve sıcaklıktaki bölgelerinden gelir. Dış yüzeyde sıcaklık 4.200 K kadardır ama çıplak gözle bakıldığında sıcaklığın 10.000 K olduğu derinlikler görülebilir. Güneş'in etkin sıcaklığı, bir başka deyişle, Güneş'in saldığı enerjiye eşit enerji salan küresel bir kara cismin (bak. kara cisim) sıcaklığı da belirlenmiş, Stefan-Boltzmann yasalarından hareketle bu sıcaklığın 5.740 K olduğu hesaplanmıştır. Tayfın farklı bölgelerinde de farklı renk sıcaklıkları bulunmuştur. Görünür ışık bölgesinin tümü için 6.000 K'lik bir renk sıcaklığı uygun düşmektedir.
Güneş'ten salınan çok büyük miktardaki enerjinin tanımlanması pek kolay değildir. Bir örnek vermek gerekirse; eğer Güneş 12 m kalınlığında bir buz katmanıyla sarmalanmış olsaydı, bunu eritmesi için bir dakika yeterli olacaktı. Yeryüzüne ulaşan Güneş enerjisi km2 başına 1,5 milyon BG dolayındadır. Bu çok büyük enerjiyi yararlanılabilir duruma getirmekte önemli güçlükleüe karşılaşılır. Yüksek sıcaklıklar elde etmek amacıyla büyük parabolik toplayıcılar kullanmak gerekmektedir.
Radyo dalgalan. Güneş'ten gelen radyo dalgaları ilk kez 1942'de ingiliz radar istasyonlannca belirlendi. Bunun, Güneş'in yüzeyinde görülen etkin bir lekeyle, özellikle de 28 Şubat'ta gerçekleşen büyük püskürmeyle ilintili olduğu ileri sürüldü. Aynı yıl, Güneş lekeleri ve bunlarla ilintili etkinliklerin en az olduğu "sakin Güneş" döneminde de zayıf bir radyo yayını belirlendi. Enerjinin Güneş'in iç bölümlerinde üretildiğine ilişkin modern görüş, Sir Arthur Stanley Eddington'la başladı. Eddington, Güneş sisteminin tahmin edilen ömrü boyunca, Güneş'ten dışarıya sürekli olarak gönderilen enerjinin ancak çekirdek tepkimeleriyle karşılanabileceğini ileri sürdü. Hidrojenin helyuma dönüştüğü çekirdek tepkimeleri sonucunda açığa çıkacak enerji miktarı 1937-38 yıllarında ayrıntılı olarak hesaplandı.
Güneş Ne Kadar Sıcaktır?
Güneş, Güneş Sistemi'ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünyamız'ın büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.
Ateşten bir topa benzeyen Güneş, yüzeyinden çok büyük bir ısı ve ışık yayar. Eğer, Güneş olmasaydı, her zaman gece olurdu ve her yer buzla kaplı olurdu. En önemlisi Dünya'da yaşam yani biz olamazdık. Güneş'in sıcaklığı derece 6000 dış yüzeyinde, içindeki sıcaklık ise 12 milyon derece dir.
|
|
|
(Devamı... | 947 yorum | Ansiklopedi | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunes sistemi |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 28.02.2006 Saat: 00:00 (211 okuma) |
|
|
Güneş sistemi :Güneş ve uyduları ile birlikte gezegenler, kuyruklu yıldızlar ve meteor akımları da dâhil olmak üzere, onun etrâfında dönen gök cisimleri. Güneş ve güneş çevresinde dolanan gök cisimlerinden meydana gelir. Güneş sisteminde gezegen, uydu, kuyruklu yıldız ve meteor bulunur. Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili en çok bilinen teoridir.
Bu teoriye göre güneş sistemi önce bir nebula (kızgın gaz kütlesi) idi. Daha sonra nebula soğudukça küçüldü ve ekseni etrafındaki dönme hızı arttı. Böylece merkez kaç kuvvetinin etkisiyle güneşten kopan parçalar uzaya yayıldı.
Güneş Sistemi’nde bulunan bütün gök cisimleri Güneşin çekim etkisi altındadır ve onun etrafında dönerler. Bu hareket, odak noktalarının birinde Güneş yer alan elips şeklindeki bir yörünge üzerinde olmaktadır. Güneş Sistemi, bütünüyle ve aynı yönde dönen bir disk şeklinde hareket halindedir. Güneş Sistemi’nin çapı yaklaşık 30 ışık yılı kadardır. Güneş sisteminde Dünyadan başka 8 gezegen vardır. Bunlar;
Güneş sistemindeki gezegenler ve Dünyaya göre büyüklükleri Merkür (Utarit) 0.4 Venüs (Zühre) 0.95 Dünya (Yer) 1 Mars (Merih) 0.5 Jüpiter(Müşteri) 11 Satürn (Zühal) 9.5 Uranüs 4 Neptün 4 Plüton 0.2
Güneş: Güneş Sistemindeki 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş kütlesi sıcak gazlardan oluşan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır.
Güneşin çapı dünya çapının 110 katı (1.4 milyon km), hacmi 1.3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. Güneşin yoğunluğu ise Dünyanın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70 000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar.
Güneş % 75 hidrojen, % 20 helyum ve % 5’de diğer elementlerden oluşur. Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Buda her saniye Güneşin 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası denir. Bu bilgilere bakarak günün birinde Güneşin çevresine ısı ve ışık yayamayacağını ve dolayısı ile yeryüzünde yaşamın sona ereceğini düşünebiliriz. Ancak bu çok uzun yıllar sonra olacak bir olaydır.
Güneşin yüzey ısısı 6 000 °C ve merkezindeki ısı ise 1.5 milyon °C’dir. Güneşten çıkan enerjinin 2 milyonda birlik kısmı yeryüzüne ulaşır. Güneş’in üç günde yaymış olduğu enerji, Dünya’da bilinen bütün petrol, kömür ve ormanlardan elde edilecek enerjiye eşittir. Güneş ışınları 8.5 dakikada yeryüzüne ulaşır.
Güneş Sistemindeki Gezegenlerin Özellikleri
1. Bütün gezegenler elips şeklinde bir yörüngede hareket ederler. Hızları ve yörünge uzunlukları farklıdır. Yörüngeleri birbirleri ile kesişir.
2. Gezegenler hem Güneş etrafında hem de kendi ekseni etrafında dönerler.
3. En küçük gezegen Plüton, en büyük gezegen ise Jüpiter’dir.
4. Güneş'e en yakın gezegen Merkür, bilinen en uzak gezegen ise Plüton’dur.
5. Dünya’ya en yakın gezegen Venüs’tür.
6. Dünya’nın 1, Mars ve Neptün’ün 2, Uranüs’ün 6, Satürn’ün 10 ve Jüpiter’in 12 uydusu vardır. Merkür ve Plüton’un uydusu yoktur.
7. Güneş'e yakın olan gezegenler daha hızlı, uzak olan gezegenler ise daha yavaş hareket ederler. Uzak olan gezegenlerin yörüngeleri daha uzun olduğu için Güneş etrafındaki dönüşlerini daha geç tamamlarlar.
8. Bütün gezegenler hem kendi, hem de Güneş etrafında batıdan doğuya doğru dönerler.
9. Bütün gezegenlerin yörünge düzlemleri, Güneş'in ekvator düzlemi içinde yer alır.
10. Bütün gezegenlerin eksenleri ile yörünge düzlemleri arasında eğiklik vardır.
11. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün gibi gezegenlerin yoğunlukları küçük gezegenlere göre daha azdır. Bunun nedeni büyük gezegenlerin bileşimlerinin daha hafif maddelerden oluşmasıdır.
|
|
|
(yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Müjde!!! |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 28.02.2006 Saat: 00:00 (66 okuma) |
|
|
Müjde!!!Profesyonel olmasa da bir ansiklopedi bölümü açılıyor.Ana sayfanın sağ üst köşesinse göreceksiniz.Oraya simdilik Dunya Gunes Ve Ay ile ilgili seyler koyacagız
|
|
|
(yorumlar? | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: ''Nükleer enerjide yer belirlemeleri tamam" |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 14.02.2006 Saat: 13:05 (78 okuma) |
|
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Nükleer enerjide Türkiye olarak yer belirlemelerini yaptık. İnşallah bunun da adımını atacağız. Çalışmalarımız şeffaf bir şekilde sürüyor'' dedi.
Erdoğan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nde düzenlenen ''3. Türkiye Bölgesel ve Sektörel Ekonomi Şurası''nda yaptığı konuşmada, enerji ve istihdam maliyetleri başta olmak üzere Türk sanayinin dünya ile rekabet etmesini etkileyen bütün şartları, rakiplerle eşit şartlara getirebilmek için Türk iş dünyasının yapacağı katkıların da farkında olduklarını söyledi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bunun için de inşallah gerek termik santrallerde, gerek hidroelektrik santrallerde yenilenebilir enerji alanlarında ve yeni bir adım inşallah önümüzdeki aylarda atacağız. O da nükleer enerjide Türkiye olarak yer belirlemelerini yaptık. İnşallah bunun da adımını atacağız. Çalışmalarımız şeffaf bir şekilde sürüyor.
Derdimiz, enerjide doğabilecek bir sıkıntıyı şimdiden giderebilmek. Daha önce enerjide 2 yıl sonra artık Türkiye'nin hali ne olacak, battık bittik diyenler ortada vardı. Ve ondan sonra doğalgaz çevrim santrallerine Türkiye teslim edildi. Ve şu anda eğer sanayide enerjiyi pahalı kullanıyorsak, bunun tek nedeni doğal gaz çevrim santrallerinden çok pahalı olarak kullanılan enerjidir. Maliyeti pahalı olan enerjidir.
Bundan sonra aynı yanlışın içine düşmek istemiyoruz. Çünkü, doğalgazı biz üretmiyoruz. Satın alıyoruz, bağımsız değiliz, her an her türlü sıkıntı yaşanabilir, bundan da kurtulmanın gayreti içindeyiz. Bu konuda da gece gündüz çalışıyoruz.''
Erdoğan, AB sürecine ilişkin ise şunları kaydetti: ''Burada sürekli bize müdahaleler yapılır mı, şu olur mu, bu olur mu? Ne güne duruyoruz? Her şeyi oturursun, bunlar masada konuşulacak şeylerdir. Yıllar yılı bir şeylere kilitlendik. Bütün mesele onurumuzu, milli değerlerden alarak çerçevelediğimiz onurumuzu, o tarihten gelen birikimlerimizi, bütün değerlerimizi gayet güzel bir şekilde koruduğumuz takdirde, gücümüzü oradan aldığımız takdirde kusura bakmayın kimse Türkiye'nin mayasıyla oynayamaz. Asıl olan da bu mayanın korunması ve daha geniş mayalamaları yapabilmesidir
|
|
|
(yorumlar? | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Alkol |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 30.01.2006 Saat: 00:00 (138 okuma) |
|
|
Alkol ve Sağlığımız... | Alkolün zararları ülkemizde de bilinen bir gerçektir. İnsanlar yüzyıllardan beridir alkolle birlikte yaşamış, zararları bilinse de bazıları için vazgeçilmez olmuş, alkolik olma durumuna kadar gitmiştir. Bu bölümümüzde alkolün zararları ve alkol komaları hakkında ilgiler vermeye çalışacağız. | ALKOLÜN VÜCUDUMUZA ETKİLERİ: Alkol vücudumuza alınır alınmaz sindirim kanalında emilip, kana, hücre dışı boşluklara yayılır ve dokulara dağılır. Alınan alkolün çokaz miktarı(%3) solunan havayla, idrarla ve tükürükle dışarı atılırken, geri kalan miktarı da kanı ve dokuları yavaş yavaş arıtan karaciğerdeki yükseltgenme yoluyla atılır. Alkol özellikle karaciğer ve sinir dokusunu bozar. | İvegen Alkoliklik: İvegen alkoliklik en sık rastlanan zehirlenmelerden biridir. Ölüm tehlikesi yaratır. 300 gram etil alkolün(yaklaşık 1 şişe viski) 1 saatte içilmesinin bir yetişkini öldürebileceği bilinmektedir. Zehirlenme, alkollü içkilerin aşırı ve hızlı içilmesinin hemen ardından başlar ve sarhoşlukla kendini gösterir. Sarhoşluk durumu önce rahatlık ve gevşemeyle ortaya çıkan ruhsal bir uyarılma dönemiyle başlar; sonra saçmalama konuşma tutarsızlığı, duyumsal yanılsama, dikkat, yargı ve bellek yitimi, yön şaşırma, bilinçsizlik gibi değişik düzensizlikler ortaya çıkar. Daha sonrada sinir sisteminin bozulduğunu gösteren bazı düzensizlikler görülür: Sarhoş sendeler, iyi görmemeye, bazen de çift görmeye başlar; acıya ve soğuğa karşı duyarsızlaşır. Daha ileri bir düzeyde ortaya çıkan alkol komasında, hareket etme ve duyarlılık kesin olarak ortadan kalkar; nabız atışları yavaşlayıp zayıflar; beden ısısı normalin altına düşer: Bu durum ölüme yol açabilir. Genellikle alkol komasını derin bir uyku dönemi izler; sonra, karaciğerin iyi çalışmadığını gösteren sarılık ve sindirim bozukluğu ortaya çıkar. Alkole dayanıklılık kişiye göre değiştiği için, sarhoşlukta çeşitli biçimlere bürünür. Alkolün kişiyi etkileme derecesi, kişilerin bedensel ve ruhsal sağlık durumlarına, beden ağırlıklarına, sindirim koşullarına göre değişir. Arı alkol, yoğunluğu azaltılmış alkolden daha zararlıdır. Ayrıca, aç karnına içilen alkol, yemek sırasında içilen alkolden daha etkili olur. | Süreğen Alkoliklik: Süreğen alkoliklik, bir uyuşturucu madde düşkünlüğüdür: Kişi alkolün sağladığı huzuru ve gevşemeyi arar, böylece bir gereksinim doğar. Alkolün sürekli kullanılmasıyla kişinin bedensel dayanıklılığı azalır ve bulaşıcı hastalıklardan çok çabuk etkilenir. Daha sonra, sinir sisteminin sarsıldığını gösteren zihinsel bozukluklar ortaya çıkar: Uyku bozuklukları, zihinsel yetenek bozuklukları, kişilik bozuklukları. Bu ruhsal zayıflık anında, bir sayıklama durumu ortaya çıkabilir. Meydana gelen kriz, bir sarsıntıyla ya da bir hastalığın belirmesiyle başlar. İç sıkıntısı, genel ve şiddetli bir titremeyle birlikte hastaya çeşitli hayaller(devler, cesetler, hayvanlar vb.) görmeye başlar ve büyük bir korkuya kapılır. Hayaller görsel yada işitsel olabilir. Kriz birkaç gün sürüp geçer, ama yeniden gelebilir. Alkolden kaynaklanan polinvirit(yaygın çevre sinirleri iltihaplanması), sinir sisteminin bozulduğunu gösterir. Aynı anda çeşitli organların da çalışmasında da bozukluklar ortaya çıkar: Sabahları balgam çıkarma, bulantı ve iştahsızlık, sindirim sisteminide etkilendiğinin belirtileridir. Karaciğer yetersizliği gün geçtikçe artar. Sonunda karaciğerin büyümesine ya da kaburgalar altında büzülmesine yol açan siroz hastalığı oluşur. Ayrıca, kalpte ve iç salgı bezlerinde bozukluklar ortaya çıkar. | Tedavi: Alkolikliğin tedavisi son derece nazik bir konudur ve hastanın tedaviyi tam olarak benimsemesi gerekmektedir.Önce alkol alışkanlığının giderilmesine çalışılır: Kolay iyileşebilecek durumlar söz konusu olduğunda, hastanın etkinliğini aksatmayan bir tedavi seçilir. Ancak durum ağırsa, hastanın yaklaşık 3 hafta hastanede yatması gerekmektedir. Tedavi üç aşamalı sürdürülür: Toplardamarın içine alkol şırınga ederek alkolün ağızdan alınımını engelleme; apomorfin iğneleri yapılarak alkolden tiksinti duyulmasını sağlama; di sülfürlerle tedaviyi sürdürme. Ayrıca tedavi, genellikle, psikoterapiyle, hastanın mesleğiyle ilgili bir düzenlemeye gidilmesiyle ve hastaların tıbbi gözetim altında tutulması ile tamamlanmalıdır. En büyük tehlike, hastanın bir süre sonra tekrar içkiye başlamasıdır. Bu gibi durumlarda çevre faktörünün etkili olacağı göz önünde bulundurulmalı, hastanın bu gibi çevrelerden uzak kalması sağlanmalıdır. | | |
|
|
|
|
(yorumlar? | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Kuþ gribinin iç yüzü baþka |
|
|
Gönderen: mustikim Tarih: 30.01.2006 Saat: 00:00 (2268 okuma) |
|
|
TÜRKİYE'DEKİ KUŞ GRİBİNİN İÇ YÜZÜ BAŞKA!
Türkiye'de 4 çocuğun hayatına malolan kuş gribinin iç yüzü başka...Başbakan Erdoğan'ın ardından İspanya Sağlık Bakanı Dr. Elena Salgado da, Türkiye'de ölümlere neden olan kuş gribi vakalarının sebebinin göçmen kuşlardan kaynaklanmadığını söyledi. 30 Ocak 2006 Pazartesi 11:30
| Türkiye'de 4 çocuğun hayatına malolan kuş gribinin iç yüzünü, Davos'ta öğrenebildim. Başbakan Erdoğan'ın ardından İspanya Sağlık Bakanı Dr. Elena Salgado da, Türkiye'de ölümlere neden olan kuş gribi vakalarının, ülkenin bir bölgesinden diğerine, entegre tesisler tarafından yapılan ucuz kanatlı ticaretinden kaynaklandığını söyledi. Küçük bir hatırlatma: Başbakan Erdoğan önceki gün Davos'ta, yabancı bir gazetecinin kuş gribi ile ilgili sorusunu sanki fırsat bilmişti. "Göçmen kuşlarla diyaloğunuz, komşularınızla olduğu kadar iyi değil," diye espri yapan gazeteciye, Başbakan pat diye, "Tek sorun göçmen kuşlar değil. Entegre tesislerimizin de yanlışları söz konusu. Ömrünü doldurmuş kanatlıları yemlik olarak kullanmak yerine, maalesef ülkenin bazı yörelerine ucuz fiyata satmışlar," demişti.
'Türkiye vesile oldu' Davos'ta dün sabah kuş gribi ile ilgili çok bilgilendirici bir oturum yapıldı. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri Başkanı Anthony Fauci, BM Kuş Gribi Koordinatörü ve Sözcüsü David Nabarro, İspanya Sağlık Bakanı Elena Salgado ve GlaxoSmithKline'ın ABD'deki Başkanı David Stout'un konuşmacı olduğu oturumda, tanıtım yazısında Türkiye'nin adı geçtiği için ben, eleştiri alacağız diye endişeliydim. Neredeyse tam tersi oldu. Türkiye'deki vakalar, hem diğer ülkelerin bu konuda ataleti bırakıp harekete geçmeleri ve kendi vatandaşlarını uyarmaları için vesile olmuş, hem de ölümlü vakalardan alınan örneklerin Londra'ya tahlile gönderilmesiyle, H5N1 virüsünü daha iyi tanıyabilmek mümkün olmuş. Benim anladığım, ölen çocuklarımız H5N1 virüsünün insandaki reaksiyonun algılanması konusunda, tıp literatürüne önemli katkıda bulunmuş. Virüs artık daha iyi tanımlanabildiği için, gerek önleyici aşı, gerekse tedavi edici ilaçlar hakkında ipuçları vermiş.
'Grip aşısı önemli' Konuya çok hakim olduğu anlaşılan Fauci, "Türkiye'de ölenlerin hepsi, normal mevsim grip aşılarının yapılmadığı insanlardır. Grip aşısı, kişiyi sadece gribe karşı korumak için değildir. Aynı zamanda kişinin, dolayısıyla da tüm toplumun bağışıklık sistemini güçlendirerek, dayanıklılığını arttırır. ABD'de her yıl 35 - 36 bin kişi gripten ölüyor. Ama sıtma, AIDS ve tüberküloza karşı koruyucu aşılar yapıldığı halde, grip hafife alınıyor," dedi.
'Teşekkür borçluyuz' BM yetkilisi Nabarro, "Türkiye'deki kuş gribi olaylarına ilk müdahalede hepimiz geç kaldık," dedi. 13 Asya ülkesi liderinin Pekin'de biraraya gelerek, bundan sonraki kuş gribi vakalarına erken müdahale için, 1,9 milyar dolarlık fon oluşturduklarına işaret eden Nabarro, toplantı sonrası ayaküstü sohbetimizde, "Sizde kuş gribi ilk kez ekim ayında görüldü. Aralık ayında insanlarda fark edildi. Ancak ocakta kesin önlemler alındı. Türk hükümeti başlangıçta yavaş kaldı. Ama bu gecikmede hepimizin sorumluluğu var. Buna karşılık Türk hükümetine şeffaflığı, bizimle yaptığı işbirliği için teşekkür borçluyuz," dedi. O sırada yanımıza İspanya Sağlık Sakanı Elena Salgado geldi. Nabarro beni takdim ettikten sonra "Sayın Bakan Türkiye'deki kuş gribinin göçmen kuşlarla ilgisi olmadığını düşünüyor," diyerek topu Salgado'ya attı. Doktor Salgado da "Evet, ben Türkiye'deki kuş gribi vakalarının tamamının ülke içindeki kanatlı ticaretinden kaynaklandığı görüşündeyim," dedi.
Ambalajlıları yiyebilirsiniz Başbakan Erdoğan, kuş gribi ile ilgili soruyu yanıtlarken, "Biz 1 milyon civarında kanatlı itlaf ettik. Hollanda 28 milyon, Belçika 14 milyon, diğer ülkeler de milyonlarca kanatlı hayvan itlaf etmek zorunda kaldı," demişti. Avrupa'daki kanatlıların itlafına katkımız (!) oldu mu bilemiyorum ancak yeniden entegre tavuk tesislerine dönecek olursak; gerek Başbakan'ın, gerekse İspanya Sağlık Bakanı'nın, Türkiye'deki kuş gribine neden olarak gösterdikleri ucuz kanatlı ticaretinin, bizim marketlerden satın aldığımız, ambalajlı tavuk - hindilerle hiçbir ilgisi yok. Entegre tesislerde tamamen dış dünya ile temas etmeden üretilen kanatlıları, gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Sorun, bu tesislerin yemlik olarak kullanmaları gereken, ömrünü doldurmuş kanatlıları, ucuz fiyata toplu halde satmaları.
|
|
|
|
(Devamı... | 3718 yorum | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: Sinema |
|
|
Gönderen: ogun Tarih: 28.01.2006 Saat: 13:26 (95 okuma) |
|
|
Türk sinemasının 3 yapımı ''Organize İşler'', ''Babam ve Oğlum'' ile ''Hababam Sınıfı Üçbuçuk'' izleyiciyi fethetti. Gişe rekabeti sürerken, ''Organize İşler'' filmini 23 Aralık'tan bu yana 2 milyon 418 bin 623, ''Babam ve Oğlum'' adlı duygusal yapımı 10. hafta sonu itibariyle 2 milyon 594 bin 806, ''Hababam Sınıfı Üçbuçuk'' isimli güldürüyü ise 3 haftada 1 milyon 763 bin 248 kişi izledi.
Yılmaz Erdoğan'ın yazıp yönettiği ve başrolünü üstlendiği ''Organize İşler'' seyirciden ilgi görmeyi sürdürüyor. Seyirciyle 23 Aralık 2005 tarihinde buluşan yapım, o tarihten bu yana 2 milyon 418 bin 623 seyirci topladı.
Genç yönetmen Çağan Irmak'ın, efsane duygusal film ''Şampiyon'' gibi gözyaşına boğan yapımı ''Babam ve Oğlum'' da izleyicinin gözdelerinden.
Film, 10. hafta sonu itibariyle 2 milyon 594 bin 806 seyirciye ulaşarak 18 milyon 834 bin 131 YTL gişe hasılatı elde etti.
Türkiye'de bugüne değin en çok izlenen film unvanı ''G.O.R.A'' adlı filmde bulunuyor. 29 hafta gösterimde kalan film, 4 milyon bin 711 seyirciye ulaştı
|
|
|
(yorumlar? | Gunluk yasam | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Haber |
|
|
Gönderen: ogun Tarih: 28.01.2006 Saat: 02:20 (99 okuma) |
|
|
Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştü.
Erdoğan, Belvedere Otel'de yaklaşık 40 dakika süren görüşmenin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, özellikle Kıbrıs ile ilgili yeni planı görüştüklerini bildirdi.
''Kendileri, yeni plana olumlu baktıklarını ifade ettiler. Bu, bizleri de memnun etti'' diyen Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan'ın, Kıbrıs planı üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, bu çalışmaların bitiminden sonra Kofi Annan ile tekrar görüşeceğini bildirdi.
Erdoğan, çalışmaların bitmesinden sonra en kısa zamanda BM Genel Sekreteri'nin kendisini arayacağını kaydetti. Başbakan Erdoğan, 24 Nisan 2004 referandumundan sonra BM Genel Sekreteri'nin, açıkladığı rapor konusundaki hassasiyetleri gördüğünü belirterek, konuyla ilgili olarak Türkiye'nin çözümden yana olduğunu bir kez daha dile getirdi.
"AB SÜRECİ NORMAL ŞEKİLDE SÜRECEK"
Türk ve yabancı basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Erdoğan'ın, öne çıkan ifadeleri şöyle:
* ''Avusturya'nın AB Dönem Başkanı olmasıyla sürecin zayıflatılması diye bir şey söz konusu değil. AB süreci normal bir şekilde devam edecektir.''
* ''Hamas'ın, İsrail'i tanımama anlayışını gündemden düşürmesi gerekir. Bölgede İsrail ve Filistin devletlerinin olduğunu her iki kesimin de kabul etmesi gerekir. İsrail'in, Hamas'ı tanımayan, seçimleri tanımayan anlayışından vazgeçmesi gerekir diye düşünüyorum. Hamas'ın El Fetih ile yapacağı koalisyon önemli bir adım olacaktır.''
* ''İran ile ilgili bizim düşüncemiz açık ve nettir. Nükleer silahlara karşı biz de hassas olan bir ülkeyiz. Ama, insani amaçlı nükleer enerjiyi kullanmak isteyen ülkeye tavır almayı doğru bulmuyoruz. Uluslararası Enerji Ajansı ile şeffaf bir çalışma içerisinde olduktan sonra buna ses çıkarmanın doğru olmadığına inanıyoruz.''
* ''Orhan Pamuk konusu ülkemizde bitmiş bir konudur. Bitmiş bir konuda tekrar konuşmanın anlamı yoktur.''
''5 MİLYAR DOLAR KÜRESEL SERMAYE BEKLİYORUZ''
Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye'ye 2006-2007 yıllarında yıllık ortalama 5 milyar dolarlık küresel sermayenin gelmesini beklediklerini söyledi.
Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu toplantıları kapsamında Kongre Merkezi'nde düzenlenen, ''Karşılaştırılmalı Yeni Avantajlar'' konulu toplantıya katıldı. Erdoğan, Türkiye'nin 3 yıl içinde yüzde 20'nin üzerinde bir büyüme oranını gerçekleştirdiğini belirterek, enflasyonun 3 yıl önce yüzde 30'un üzerinde olduğunu, ancak şu anda 2005 yılı sonu itibariyle yüzde 7.7 seviyesine indiğini söyledi.
Türkiye'nin artık bir petrol terminali olmaya başladığını kaydeden Erdoğan, AB konusuna da değinerek, ''Avusturya'nın dönem başkanlığında müzakerelerin başlaması söz konusu. Türkiye dersini iyi çalışıyor. Yapılması gerekenleri titizlikle yapıyoruz. Türkiye, her şeyden önce Avrupa'yı doğuya doğuyu da Avrupa'ya bağlayan son kapıdır. Türkiye olarak bölgesel ticarette 1 numara olmayı amaçlıyoruz'' diye konuştu.
|
|
|
(yorumlar? | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gunluk yasam: sigara |
|
|
Gönderen: ogun Tarih: 28.01.2006 Saat: 02:18 (165 okuma) |
|
|
Sağlık Bakanlığı'nın kanser raporuna göre, Türkiye'de önümüzdeki 29 yılda sigaraya bağlı nedenlerden ölen kişilerin sayısının yaklaşık 1 mily | |